Madımak’ın Külleri | UnutMADIMAKlımda

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Takvimler 2 Temmuz 1993’ü gösteriyordu. Kimse neler olacağını bilmiyordu her şeyden bihaberdi. O yılki şenlikler için bir araya gelen onlarca aydın başlarına ne geleceğini bilmiyorlardı. Madımak Oteli’nin içinde can pazarı vardı. Kimi son şiirini yazıyor, kimi mızıkasını çalıyordu. O gün 35 aydın ve 2 otel görevlisi Hakk’a yürüdü. ‘Birimize bir şey olursa ne yaparız?’ dediler. ‘Kalanlar ölenler için şiirler yazar’ dedi Metin Altıok. Öyle de oldu. Artlarından onlarca şiir yazıldı. onlarca ağıt yakıldı, onlarca türkü döküldü. Ben de yasımı onların bizlere bıraktığı eserleri sizlerle paylaşarak tutmak isterim.

İşte Hakk’a yürüyen aydınların eserleri. Bugün dost yaralanmış yine gönlüm hoş değil.

1)Metin Altıok- ‘Ördüm de ilmek ilmek, Sırtıma giyemedim, ömrümü.’

14 Mart 1940 tarihinde Bergama’da doğdu. O düşünmeyi, sorgulamayı öğretiyordu öğrencilerine. Felsefe öğretmeniydi. Ve on yıldan beri şiir dalında Metin Altıok Şiir Ödülleri adlı ödüller sahiplerini bulmakta.

İzin Verin De

Benim bu dünyada bir yerim olmadı,
Kuytu gövdemi saymazsak eğer.
Gövdem ki varla yok arası,
Hem varlığa, hem yokluğa değer.
Ama yüreğim hiç solmadı.

Bir gül koklayayım izin verin de.

Ben yaşama da, ölüme de inandım;
Tamamlarlar sanırdım eksiklerimi.
Çarşıları hep birlikte gezerdik;
Biri dostumsa, sevgilimdi öteki.
İkisinin adını yanyana andım.

Bir soluk alayım izin verin de.

2)Hasret Gültekin- ‘Yaşamak; martı kanadında rüzgar taşımaktır.’

1 Mayıs 1971, İmranlı, Sivas doğumlu bağlama virtüözü, şarkıcı, besteci, söz yazarı ve yapımcı. 6 yaşında bağlama çalmaya başlayan Hasret Gültekin, ilerleyen dönemlerde profesyonel olmaya başlamıştır. 22 yaşında hayata veda eden usta sanatçı bağlamanın her teline vurduğunda yüreğinize kadar işliyor.

Vakti Seherde
Açılır Perde
Düştüğüm Yerde
Derman Sendedir

Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz
Hak’tan emrolmazsa ırahmet yağmaz
Şu illerin taşı hiç bana değmez
İlle dostun gülü yaralar beni

3)Asaf Koçak- ‘Beni öldürebilirler ama çizgilerimi asla.’

 

1 Ocak 1958 yılında Yozgat’ın Yerköy ilçesinde doğdu. Karikatürist ve öğretmen.Asaf Koçak’ın resim aşkı ilkokulda başlamıştı. Bu aşkı karikatür ve isyanların başlangıcı diye nitelendirdiği İstanbul Davutpaşa Lisesi’nde olgunlaştırdı. Madımak canilerce kuşatıldığında, mızıka çalarak bekledi ölümü. ‘‘Beni öldürebilirler ama çizgilerimi asla” diyordu Asaf Koçak.

Asaf Koçak’ın çizimleri asla ölmeyecek.

4)Muhlis Akarsu

Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde doğdu. Yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya’da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı. Sanatında 1970’lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif’in izleri belirdi. Uzunca bir süre Mahzuni’nin deyişlerini çaldı ve okudu. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmadı. Pir Sultan Abdal, Kul Himmet gibi ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirdi. Yaşamı boyunca 100’den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakmıştır.

Bugün dost yaralanmış
Yine gönlüm hoş değil
Her yanı parelenmiş
Yine gönlüm hoş değil

5)Behçet Aysan- ‘hoşça kal çaldığım ıslık, söylediğim türkü

1949 yılında Ankara’da doğdu. Psikiyatri ihtisası yapmış bir doktor ve aynı zamanda Türk Tabipler Birliği tarafından adına şiir ödülleri verilen usta bir şairdir. Şiirlerinde hep aşktan sevgiden barıştan bahsediyordu ta ki o vahim olaya kadar.

Unutulmayan

durmadan taşırdım yanımda üç şeyi
iri çakıl tanelerini, çatlamış bir narı
bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
ipekten
çalınmış
umutlarla taşırdım
ah sevgilim derdim, ölüm
ne kadar çoktu yaşadığımızda.

bize hep beyaz mendil
sallayan
ölüm ki,
iki kapısında
haki bir yalnızlık
dikilirdi

ve hatırlatırdı
bize, güz kuşlarının
uçup gittiği denizleri.

bense, yulaf kokan
dağlı ellerinde
dolaşmak gibi kolaydır
sanırdım yaşamak ve sana kansız
bir gökyüzü
getirirdim
getirebilsem ah,
– avlusunda çocukların
korkmadan oynadığı –
lalelerle
donanmış simli bir gökyüzü.

bir öpüşün bıraktığı harlı lekeyi
çatlamış bir narı, unutmadım.

6)Nesimi Çimen

1931 yılında Adana’nın Saimbeyli ilçesinde doğdu. Aslen Dersim Hozatlıydı.Ailesiyle birlikte Zeytinburnu’nda bir gecekonduya yerleşti. Evinde konaklayanlar arasında Yaşar Kemal, Atıf Yılmaz, İlhan Selçuk, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Harun Karadeniz, Yılmaz Güney, Mahzuni Şerif, Aşık İhsani, Emekçi ve Ali Özgentürk gibi isimler vardı. Küçük yaşta türkü derlemeleri yapan Nesimi, topladığı folklor değerlerini radyo arşivlerine kazandırdı. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve diğer usta ozanların nefeslerini söyleyerek kendisini tanıttı. Nefeslerini, türkülerini bağlama ile değil, göğsünde taşıdığı cura eşliğinde söyledi ve cura çalmada ün kazandı. Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir. Ardında ise oğlu Mazlum Çimen ve yüzlerce eser bıraktı.

Şifa istemem balından
Bırak beni bu halımdan
Razıyım açan gülünden
Yeter dikenin batmasın

Hıçkırığın yaktı beni bitirdi                                                                                                                                                                          Özümden ruhumu aldı götürdü                                                                                                                                                                  Yüzünü görseydim bana yeterdi                                                                                                                                                                      Gelmek mümkün değil bağışla beni

7)Asım Bezirci

1927 yılında Erzincan’da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldu. Uzun dönem muhasebecilik yaptı ve bu meslekten emekli oldu.

Asım Bezirci’nin muhasebe mesleğini edebiyatçı olarak tarifi çok meşhurdur.

‘Nitekim, yazar olarak birçok yararı dokundu bana. Örneğin; ölçülü davranmayı, yanlışlıktan korkmayı, belgeye dayanmayı, aklını kullanmayı, duyguculuğa kapılmamayı ve gerçekçi, düzenli, dengeli, tutarlı olmayı muhasebe öğretti bana. Savunduğum ve uygulamaya uğraştığım nesnel, bilimsel eleştiri anlayışımın güçlenmesine yardım etti. Az şey mi bu?’

Birkaç gömlek büyük geldiler bizlere. Hak etmedik onları ve eserlerini. Hak etmedik ki diri diri yakıldı, hak etmedik ki daha hayatının baharındayken hayata veda ettiler, hak etmedik ki Sivas ellerinde bağrımız yandı.

Güneşin ak yüzüne, bir duman çöktü.
Bir türkü çığlıkla ateşe düştü.
Kuytu bir köşede bir çiçek küstü.
Döktü yaprağını, boynunu büktü.Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz.
Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.Kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz.
Bilmez misin ki türküler yanmaz.
Günü gelir sanma hesap sorulmaz.
Dayanır kapına ”Pir Sultan” ölmez.

Şu Sivas’ın elinde sazım çalınmaz.
Güllerim yandı, yüreğim dayanmaz.

Edip Akbayram

Facebook'la Yorum Bırak
Paylaş.

About Author

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi öğrencisiyim. Yani yaprak döker bir yanım,bir yanım bahar bahçe. Hayata bakış açım gülerken düşünmek:) KafaKampüs'e de bu yüzden katıldım zaten. Sizler için de elimden geleni yapacağım. Kısacası elimden gelen yüreğimdir.

Leave A Reply