Çarşamba, Ağustos 12

Pişman Ressam: Mihri Hanım

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Bugün 26 Şubat, Mihri Hanım’ın doğum günü.

Mihri Hanım Türk kadın ressamları arasında öncü bir isim olmuştur.

1886 yılında Kadıköy Rasim Paşa Konağı’nda doğar.

Babası Tıbbiye Nazırı Doktor Mehmet Rasim Paşa’dır.

Aldığı özel eğitimlerle batılı yaşam tarzıyla büyür. Eğitim sürecinde resim ve müzik alanlarında başarı gösteren Mihri, resmin peşinden gider.

Şehzade Selim Efendi’nin eşi Eflâkyar Hanım’ın yaptığı resimlerle ilgilenir. Her ikisi de birer resim yapıp Sultan Abdulhamid’e sunarlar. Sultan, Mihri Hanım’ın çalışmasını çok beğenir. Saray ressamı Fausta Zonaro ile çalışmasını sağlar. Zonaro’nun Akaretler’deki atölyesinde yaklaşık iki yıl eğitim alır.

Zonaro ile tanışması Batı’ya olan ilgisini arttırır. Batı’yı görmek için imkânlar yaratıp durur. Henüz 20 yaşında olan Mihri, resim eğitimi almak amacıyla Avrupa‘ya gitmenin zorluğunun farkındadır. Dönemin Fransız elçisinin eşi Madam Barrer’den aldığı yardımla sahte pasaportla 1903 yılında İtalya’ya gitmeyi başarır. Ailesinin izniyle olduğuna dair kaynakların yanında, İstanbul’a gelen cambaz kumpanyasının İtalyan kökenli müzik şefine gönlünü kaptırıp peşinden gitmesi de yer alır. İtalya’dan sonra Paris’e geçmiştir. Paris‘te bir süre Madam Barrer‘in konuğu olmuştur.

Maliye Nazırı Cavit Bey’in, Paris’te katıldığı bir sergide Mihri Hanım ile tanışma fırsatı bulur. 1913’te Türkiye’ye davet edilir. İnas (Kız) Sanay-i Nefise’nin kuruluşunu üstlenir. Okulun ilk kadın müdürü olur. Bu okulda, Fahrelnisa Zeid, Nazlı Ecevit ve Aliye Berger gibi başarılı öğrenciler yetiştirir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün portesini resmeden ilk kadın ressam olmuştur. Atatürk, “Mihri Hanım’ı beğenmem sadece sırf benim yağlı boya portremi ilk ve en güzel bir şekilde yaptığından değil aynı zamanda benim gibi inkılapçı olduğu içindir. Hatta benden önce inkılaplara başlamıştır.” demiştir. Tablo, dostluk nişanı olarak Yugoslavya’ya hediye edilmiştir.

Mihri Hanım’ın Resmettiği Mustafa Kemal Atatürk Portresi

Mihri Hanım’ın Resmettiği Tevfik Fikret Portesi

Tanıştıktan sonra sıkı dost oldukları bilinen Tevfik Fikret, Mihri Hanım‘la ilgili ilk izlenimini bir mektubunda  “Yukarıda bir hanım var. Resimler yapıyor. Bilseniz ‘rübab’ı o kadar güzel yorumluyor ki, yazdıklarım bu kadar anlamlı mı imiş?‘ diye şaşıyorum.’ şeklinde bahsetmiştir. Ardından Tevfik Fikret, Mihri Hanım’ın yaptığı portreyi Ruşen Eşref’e göstererek, ‘’Bakın, bu ne güzel… Benim başımı olağanüstü çizmiş. Şöyle, buruna doğru geldikçe incelen bir baş!”  demiştir.

Mihri Hanımın Nü Çalışması: Aynalı Gözde

Türk kadın ressamlar arasında ilk çalışmalar yapan isimdir. Bulduğu gayrimüslim kadın modeller ile çalışma olanağını sağlayan Mihri Hanım erkek model sorununu da Arkeoloji Müzesi’nden getirdiği heykeller ile çözdü. Ancak heykel de olsa çıplak erkek modelle çalışması tepkiye ve akıl almaz dedikodulara neden oldu. Açık yakınmalar, tepkiler ve gizli ihbarlar ile atölyesi basılmaya başlandı. Mihri Hanım bu sorunu heykel erkek modellerin beline bağladığı örtüyle çözdü.

Paris’te Montparnasse-s’ta bir ev kiralayarak burayı hem atölye hem ev olarak kullandı. Evinin bir odasını Bursalı Selami Paşa’nın oğlu olan Müşfik Selami Bey’e kiraladı. Bu kiracı ve ev sahibi ilişkisi daha sonra gönül ilişkisine dönüştü ve Mihri Hanım ile Müşfik Selami Bey, sefaret imamın kıydığı nikahla evlendiler. Türkiye‘ye döndükten sonra dedikodu ve kıskançlık sebebiyle boşandıkları rivayet edilir.

Bunların üzerine Amerka’ya giden Mihri Hanım, 1928 yılında New York George’da Maziroff Galeri’de resimlerini sergileyerek Amerika’da kişisel sergi açan ilk Türk ressam olarak da tarihe geçmiştir.

Mihri Hanımın Otoportresi

Kendisi gibi ressam olan yeğeni Hale Asaf’a yazdığı mektupta; ‘’Ben resim yaptım da ne oldu? Sanat karın doyurmuyor. Tablolarını da mı yiyeceksin? Hadi ben güzelim başımın çaresine bakarım sende o da yok. Sen resim yapmaya devam et…’’ yazmış ve diğer mektuplarında da ressam olduğundan pişman olduğunu sık sık vurgulamıştır:

“…Senelerce çalışmakla ben neye muvaffak oldum? Hiç! Üstelik sıhhatimi kaybettim. Vaktiyle ‘Herkül’ idim. Şimdi merdivenleri çıkamıyorum… Sanat beni bu hale koydu… Hele gözlerim hiç görmüyor çifte gözlük kullanıyorum… Parasızım. Bizim gibi Avrupa’ya nazaran geri kalmış bir memlekette sanatkârın yolu kadar güç bir yol yoktur. Bizimkisi fazla fedakârlık isteyen bir meslek…

…Hey hat ve yine hey hat! İşte sanatın esrarı buradadır. Sanatkârın yolu, yürüdükçe uzar gider.

…Bizim ailenin yegâne hususiyeti inadındadır. Ben her şeyde olduğu gibi sanat hayatım boyunca inadımla yaşadım.. Bugün buna bin kere pişmanım.”

1954 yılında Amerika’da hasta ve yalnız ölmüş, kimsesizler mezarlığına defnedilmiştir.

Paylaş.

About Author

İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat Yöneticisi Yazar

Leave A Reply