Sineklerin Tanrısı (Lord of the Flies) Film İncelemesi

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

“Bir vatan bırakın biz çocuklara
Islanmış olmasın gözyaşlarıyla…”

1963 yılında vizyona giren, yönetmenliğini Peter Brook’un yaptığı Sineklerin Tanrısı filmi; döneminde ve günümüzde yeni bir ufuk açmıştır. William Golding’in kaleme aldığı bu eser başarı ile sinemaya uyarlanmıştır. Golding sayesinde ses getirmeye başlayan Sineklerin Tanrısı filminde nasıl olup da çocukların canavara dönüşebildiğini hayretler içerisinde gözler önüne serer. Bu şaşkınlık bizlere doğal ortamında insanın nasıl bir varlık olduğu sorusunu akla getirir.

İnsan doğası gereği saldırgan bir canlı mıdır? İnsanı yoğuran, şekillendiren toplumsal yapı, sosyolojik kural ve tüzükler midir? İnsan bilinçaltında nasıl bir vahşet dürtüsünü bastırmaya çalışır? Eğer öyle ise, dürtüsünü bastıramasa idi nasıl bir izdiham ortaya çıkardı? Dünyaya masum olarak geldiklerini kabul ettiğimiz çocuklar yoksa DNA’larında genetik kötülük kodları mı taşıyorlar? 

Film bir adada geçmektedir. Uçak kazası sonucunda çocuklar bir adada mahsur kalmışlardır ve yanlarında hiçbir yetişkin bulunmamaktadır. Burada iyi, kötü sıfatlarını taşıyan karakterler bulunmaktadır.

Domuzcuk ismi verilen karakter bilge kişiliği temsil etmektedir. Film boyunca bu karakterin gerçek ismini öğrenemiyoruz. Fiziksel özellikleri ve içe kapanık kişilik özelliği ile Domuzcuk karakteri arkadaşları tarafından alaya alınan bir tiplemedir. Bu çerçeveden bakılınca bilge ve durağan kişinin sosyo-kültürel olarak toplumdan dışlandığı görülür. Toplum bu karakterdeki kişileri sadece çıkarları için yanında tutar ve bir süre sözlerini dinler. Domuzcuk’un kendine yakın görebildiği tek karakter Ralph’dır.

Ralph’da yöneticilik özellikleri belirgin olarak görülmektedir. Diyaloglardan anlaşıldığına göre Ralph’ın babasının üst makam bir vasfı olmasından kaynaklı olarak babasını rol model aldığı görülür. Domuzcuk adının sırrını Ralph’a açıkladıktan sonra Ralph’ın arkadaşlarına söylemesi ile Domuzcuk’un güveni sarsılmaktadır.

Ralph da sadece yöneticilik özelliği ağır bastığı için Domuzcuk’tan aldığı bilgileri girişkenliği ile uygulamaya koyduğu için ön plana çıkar. Burada Aristoteles’in ‘Nikomakhos’a’ Etik adlı eserinde dostluğa dair yazdığı ayrımlar akla gelmektedir. Aristoteles üç çeşit dostluk vardır der ve bunların; çıkara dayalı dostluk, hazza dayalı dostluk ve iyiye-erdeme dayalı dostluk olduğunu belirtir. Ralph ile Domuzcuk’un dostluklarının ilk önce çıkara dayalı dostluk olduğunu görmekteyiz.

Bu dostluk ayrımlarından sonra bir diğer önemli karakterimiz olan isim Jack’dır. Jack ile Ralph arasında büyük bir gerilim başlamıştır. Aralarında mücadeleye dayanan bir hazza dayalı dostluk bulunmaktadır çünkü ilk durumda birbirlerine henüz düşman kesilmemişlerdir. Jack kiliseden gelmiştir ve etrafında büyük bir çocuk kalabalığı olan birisidir. İktidarı elinde tutmayı seven bir karakterdir. Aristoteles Nikomakhos’a Etik adlı eserinde insanın etrafında ne kadar fazla arkadaşı olursa, kişi yalnızlaşmaya ve kendisi ile artık arkadaş olmaya başlar demektedir.

Kilise eğitimi almış bir küme çocuktan bahsedilir ve onların dogmatik düşünceler karşısında kaldıkları düşünülürse sorgulama yeteneklerinin hiç olmadığı dahi söylenebilir. Jack ve Ralph arasındaki güç mücadelesi sonucunda çocuklar taraf seçme veya çıkar ilişkisi kurma durumunda kalmışlardır. Çünkü adada aç ve susuzdurlar ve Jack çocuklara avcılık yaparak yemek bulabilecekleri sözünü vermiştir. Burada koşullu sevgi ve sürü psikolojisi gözlenmektedir. Sürü psikolojisi, biryığın kurallar ve koşullar dizisiyle temellendirilmiş belirli inançların, bir topluluk arasında yayılmasına verilen addır. Jack’ın çevresindeki çocuklar yayılan inanç sistemi ile onun arkasından gitmişlerdir.

Domuzcuk her an adadan kurtulma isteğindedir ve ateş yakılması gerektiğini söyler. Bunun için de gözlüğünü kullanır. Jack ateşi ele geçirmeye amaçlar çünkü böylece güç daha da fazla elinde olacaktır. Jack ve yandaşları hayvan avlamaya gittikleri zaman bir marş eşliğinde avlarını ararlar.

1960’lı yıllar sonrası 2. Dünya Savaşı olduğun içinde savaşın özellikleri çocukların bilinçaltına yerleşmiştir. Avlanma sırasında mağarada canavar gördüklerine inanırlar, unutulmamalıdır ki onlar çocuktur ve korku ile hayal güçleri hat safhadadır. Bu yaş grubundaki çocuklar için korkulan-bilinmeyen şeyler üzerinde varsayımlar yaparak kendilerini o korkulan olguya daha da inandırdıkları gözlenmektedir.  Bu korkulan olgu yüzünden canavar onlara zarar vermesin diyerek ona armağan sunmaya karar verirler ve avladıkları hayvanın başını sopaya saplayarak mağaranın önüne dikerler.

Film de buradan adını almaktadır. Sinekler pis olan yerler etrafında dönüp dolaşırlar.

Filmdeki tanrı kelimesi de “korkunun Tanrısı” olarak değerlendirilebilir. Tanrı korkulan, sakınılan bir varlıktır. Sinekler de Jack ve arkadaşlarını temsil etmektedir. Böylece film, korku ve mide bulandırıcı sineklerin Tanrılarını arayışları olarak da ifade edilebilir. Sinekleri ne kadar çevremizden uzaklaştırmaya çalışırsak çalışalım veya ortam temiz ne kadar olursa olsun onlar, ısrarla sizi rahatsız etmeye devam ederler. Jack Domuzcuk’un gözlüğünü zorla alıp sonra da kırarak getirmesi tam bir sinek olduğunu gösterir. Jack o sinek grubunun Tanrısı olarak kendisini görmektedir.

Filmin adı en kudretli olan Tanrının sinekleri (çocukları) sanki bir tiyatro sahnesinde imiş gibi izlemesi olarak da yorumlanabilir.

Çünkü ansızın tüm çocuklar ailelerinden koparılarak o ıssız adaya getiriliyor, bunu ya sosyolojik ve psikolojik deney yapmak isteyen bir kurum yapacaktır ya da Tanrı yapacaktır. Aynı şekilde şu da düşünülmelidir ki; tarihte savaş sonrası sağ kalan çocuklar öldürülüyordu. Buna örnek olarak “Holokost Dönemi Çocukları” verilebilir. (Holokost döneminde, özellikle çocuklar savunmasızdı. Naziler “ırk kavgasının” bir bölümü olarak ya da önleyici güvenlik önlemleri kapsamında, kendi ideolojik görüşleri uyarınca “istenmeyen” ya da “tehlikeli” çocuk gruplarının öldürülmesini destekledi. Almanlar ve işbirlikçileri söz konusu ideolojik nedenlerle ve gerçek ya da sözde partizan saldırılara karşı misillemelerde çocukları öldürdü.

2. Dünya Savaşından sonra da çocuklar doğal ortamında kalınca birlik mi olacaklar yoksa birbirlerini mi yiyecekler diye gözlenmek istendiği için böyle bir deney yapılmış olunabilir. Eğer bu deney gerçekten yapıldı ise savaşın galipleri çok memnun olmuştur. Çünkü ne de olsa onlara gerek kalmadan bu toplum-devlet kendi kendini yok edecektir.

İnsan asıl özünü ne zaman ortaya koyuyor? Doğal durumunda insan özgür müdür ve ne yapar?

Hobbes doğal durumunda insanın bencil ve kendi benliğini sürdürme amacında olduğunu söyler. Hobbes’a göre “insan insanın kurdudur”. Çocukların bencillikleri uğruna birbirlerini öldürdüklerini gördük. “Burası benim” diyerek sahiplenmek ve güç istenci çocuk yaşta benliğimizde bulunabiliyor. Peki, bu kötücül duygular nasıl oluştu? Kant’ın dediği gibi apriori olarak doğuştan mı getirdik? Burada çocukların bir hayatta kalma mücadelesi oyunu oynadıklarını ve onların bunun bir oyun olduğundan haberleri olmadığını düşünürsek akılları ile de oynanmış olunabilir mi? Çevrelerine amaca uygun olarak uyarıcılar koymuş olamazlar mı? Sandığımız gibi çocuklar saf ve art niyetsiz olamazlar mı? Sadece bunun bir deney olduğunu düşünmek istiyor insan, ancak kabul etmek zorundayız ki insan çoğu özelliğini çocukluğundan getirmektedir. 

Golding, bu eseri kaleme alırken geleceğimizi emanet edeceğimiz çocuklarımızın bizim sosyal ve kültürel hatalarımızdan nasıl etkilendiklerini ortaya koymak istemiş olabilir. Çünkü filmin sonunda asker kıyafetli beyefendiler gelip çocukların kılık kıyafetlerine bakarlar ve şaşkındırlar. Burada bir mesaj veriliyor olabilir. Çocuklarımızın oyun adı altında oyuncak silah aletleri ile oynaması dahi onların psikolojik gelişimlerini olumsuz etkileyerek ilerleyen zamanlarda hiç korkmadan birine zarar vermesine neden olabilecektir.

Filmin beyaz perdeye aktarılmasında emeği geçen Brook’un yer ve ses ile efektleri başarılı kullandığını söylemeliyiz. Eserin hakkını veren bir çekim olduğunu karakterlerin oyunculara oturduğunu söyleyebiliriz. Eğer filmdeki karakterler hiç konuşmasa idi de Jack’ın kötü sınıfında yer aldığını söyleyebilirdik. 

Film genel hatları ile iyilik-kötülük problemini içermektedir. İnsanın doğal ortamında nasıl olabileceğini gözler önüne serer ve çok etkileyici mesajlar verir. Çoğu sahne de tüylerimiz ürpermektedir. Kısaca şunu diyebiliriz ki; insan her zor durumda kaldığında “insan insanın kurdu” olur. 

Bir barış bırakın biz çocuklara

Uzansın şarkımız güneşe ve aya…

Çocukluğumuzda mırıldandığımız bu şarkı keşke gerçek olsa keşke çocuklarımız savaş içinde değil barış içinde kalsa… 

Nurcan Duygulu 

Kaynakça

erişim tarihi 27.03.16

Facebook'la Yorum Bırak
Paylaş.

About Author

Yazar... Düşünür... Seyreder...

Leave A Reply