Edebiyatın İncisi İnci Aral’a Sorduk!

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Hepinize Merhaba!

Kafakampüs Eskişehir Ekibi olarak sizler için yazar İnci Aral ile bir röportaj gerçekleştirdik. Umarız ki sorulan sorular ve aldığımız yanıtlar sizlerin merakını giderir. Biz hem çok eğlendik hem de yepyeni bir sürü şey öğrendik. Yine umarız ki siz de okurken aynı hisleri yaşarsınız. 🙂

Ali Can Göksu: İnci Aral’ı, İnci Aral’ın gözünden anlatır mısınız ?

‘Zor bir soru. Genelde insanın kendini anlatması zordur. Hatta kendini tanıması da zordur. Ben genellikle iyi bir insan olduğumu düşünüyorum. Merhametli bir insan olduğumu düşünüyorum. Sorumluluk sahibi bir insanım. Asıl yargıyı başkaları verecektir. Bir kitabım var benim ‘Unutmak’ diye orada uzun uzun çocukluğumdan mutfağıma kadar birçok şeyi soru cevap biçiminde anlattım.’

Daha sonra kendisi bu kitabına, bir insan bu kadar mı kusursuz olur, insan kendisinin eksiklerini ve yanlışlarını da anlatmalı, şeklinde bir eleştiri almış. Ancak kendisi ‘Oradaki her şey gerçekti, kendimi abartarak anlatmamıştım. Böyle bir tehlike var ben iyi bir insanım dediğinizde başkalarının sizi eleştirmesi mümkün olabiliyor. O yüzden buna başkaları karar versin ama yazar olarak bakarsanız okurlarım beni çok seviyor. Neden sevdiklerini kendi kendime düşündüğüm zaman şu kanıya varıyorum: Ben bu ülkede yaşayan insanların acılarını, mutsuzluklarını, sorunlarını anlatmaya çalışıyorum. Mutluluklarına değinmiyorum çünkü mutluluk anlatılmaz. Çok zordur mutluluğu anlatmak. Ve fazla anlamı da yoktur, mutluluk yaşanır.’

 

Ali Can Göksu: Sevgili adlı romanınızda anlatılan kişi Yılmaz Güney ama siz kitapta ondan Yavuz Günay diye bahsediyorsunuz. Bunun sebebi nedir?

‘Tabi bir yaşamış, varislerin sahibi olan bir insanı anlatmak için avukatlara ve deneyimli arkadaşlara danıştım. Bunun hukuki yükümlülüğü ne olur bana diye. Onlar da bana eğer kahramanın adını değiştirirsem bir şey olmayacağını söylediler. Bu yüzden adı o şekilde değiştirdim. Bununla ilgili alabileceğim tepkileri önledim.’

Dilara Ürüncü: Muhalif bir yazarsınız. İnsanlara hep bir şeyleri sorgulamaya yönelik yazılar yazıyorsunuz. Sizi yazmaya sürükleyen ilk olay nedir? Ne oldu da ben yazmalıyım dediniz?

‘O zamanlar Anadolu’nun taşra sayılabilecek bir yerinde yaşıyordum ve eşimden boşanmıştım. Çok tutucu bir yerdi. Beni göz hapsine aldılar. Evime kimler girip çıkıyor? Ben ne yapıyorum?.. Ben de çok okuyan, sürekli günlükler, şiirler yazan bir insanım. Dedim ki kendimce; ya beni bir bırakın, kendi işinize bakın, ben sizin gibi düşünmüyorum, sizden farklı biriyim ben, bırakın farklı yaşayayım… Buna bağlı olarak da şunu belirtmek istiyorum: Yazmak bir çığlıktır. Sıkıştırıldığınız yerde karşı çıkmak için o çığlığı atarsınız. Ben öyle bir çığlık attım ilk kitabım olan ‘Ağda Zamanı‘nı yazarak. Zaten okuma ve yazmayla iç içeydim, ama çıkış noktam bu isyan oldu. Bunun için yazmaya başladım. Ayrıca edebiyat aşığı eşimin de çok desteği oldu. Böyle bir destek almak çok önemli. Eşiniz dostunuz gibi bir desteğiniz varsa hayatta her yerde yazabilirsiniz.’

İsmail Hakan Eltan: ‘Şiir olmadığını anlayınca yazdıklarımı yaktım.’ diye bir cümleniz var, bunun sebebi nedir ?

‘Yakmadım. O mecazi anlamdaydı. Bir daha şiir yazmadım. Onları da okuldayken arkadaşlarım falan alırlardı. Hatta ’ Hala bende şiirlerin var’ derler. Ben hemen getirin onları bana derim 🙂 .’

 

Ali Can Göksu: Bir yazara hep yazma serüveniniz nasıl başladı diye sorulur, ben size okuma serüveniniz nasıl başladı diye sormak istiyorum.

‘Benim okuma serüvenim çok erken başladı. Ben okumayı söker sökmez, evin tavan arasında bulduğumuz bir sandıkta -tahminen ev sahibinin çocuğundan  kalma- ‘Doğan Kardeşler’, ‘Arı Maya’, ‘Bambi’ gibi kahramanların çizgi romanlarını okuyarak başladım. Bir evde ebeveynlerin kitap okuyor olması çok etkilidir. Benim annem romanlara çok meraklıydı, babam da daha çok tıp kitaplarına. Bir de o zamanın moda dergileri sıklıkla eve girerdi. Böyle böyle kitaplara ilgim arttı. Hatta okuduğum ilk roman Feride Celal’in ‘Üç Kadın’ romanıdır. Bunu okuduğumda adeta büyülenmiştim. İçimde hep bir yazma arzusu vardı ama bunun için hep yetersiz olduğumu düşünürdüm. Benim için yeterlilik kırk yaşından itibaren başlıyordu ama sanırım bir on yıl erken başladım. Otuz yaşımda yazma serüvenime atıldım.’

Dilek Karaoğlu: Genelde mutlu insanlar yazamaz, insanın mutsuzken yazdığı söylenir. Ama sürekli de o mutsuz ortamı yaratamayız. Sizin her yazdığınızda ilham aldığınız şey nedir ? İlham kaynağınız nedir ?

‘Ben bir şeye kafayı takarım ve hayatın içinden onu ateşleyecek herhangi bir olay beklerim. Bu bekleyiş bazen çok uzun olabilir. Bazen on-on beş yıl beklenir. Ben ‘Mor’u yazmak için yirmi yıl beklemiştim. Mesela bir romanıma bir gün uzun bir yolculuktayken radyodan duyduğum bir cinayet haberi ile başladım. İlhamım radyo haberi oldu. Yani ilham hayatın içinde.’

Sinem Şen: Sizin Gazi Üniversitesi Resim Bölümü mezunu olduğunuzu biliyoruz hala resim yapıyor musunuz ? Resim yapmak size ilham veriyor mu?

‘Ben resim yapma arzumu hep içimde sakladım. Hep bir gün resim yapacağım dedim ve şimdi başlıyorum. Bütün malzemelerim hazırdı ama ne zaman resim yapmak istesem bir romana başlamış olduğum için resim yapamıyordum. Şimdi ise aynı odada hem yazıp hem resim yapmaya hazırlanıyorum. Aslında baktığınızda yazmakla resim yapmak arasındaki hazırlık süreci çok benzer. Bu benim için güzel bir şey. İnsan heves ettiği her şeyi denemeli. Hayat insanın karşısına her şeyi çıkarabilir. Ayakta kalmak için, yıkılmamak için üretmeniz gerekiyor. Bazen kendiniz için bazen de paylaşmak için üretmeniz gerekiyor.

Ali Can Göksu: Eskilerde bir yazarın/şairin önemi ve kalitesi yazısı/şiiri Varlık Dergisi’nde basılınca anlaşılırdı. Size ‘İşte artık ben de yazarım’ dedirten bir olay var mı ?

‘Edebiyatla ilgilenen bir arkadaşım vardı. Ona uzun mektuplar yazardım. Ve bu arkadaşım bana bir gün ‘O kadar güzel yazı yazıyorsun ki sen bu yazdıklarını öykü haline getir biz onları dergilere gönderelim.‘ dedi. O zamanlar iki öyküyü Türk Dili Dergisi’ne ve başka bir dergiye yolladık. Ve Türk Dili Dergisi’nde ‘Haziranlarda’ isimli öyküm yayınlandı. O zamanlarda kabul edilmek diye bir terim vardı ve bu kabul edilmemin göstergesiydi. Daha sonra iki öykü de Varlık Dergisi’ne gönderdik ve bunlardan biri hala çok okunan ‘Kapı’ isimli öykümdü. Ben o yıl hiç aralıksız 17 öykü yazdım ve bunların 12 si dergilerde yayınlandı.’

 

Dilara Ürüncü: Yeni dönem yazarlar hakkında bir şeyler söylemek ister misiniz ? Her kitap yazanı doğru buluyor musunuz ?

‘Ülkesiyle, toplumuyla, ayağını bastığı topraklarda yaşayan; bütün toplumsal, kültürel, siyasal olgularla ilgilenmeden binlerce benzeri olan bir aşk hikayesi yazarsanız bunun hiçbir değeri yoktur. Şöyle bir söz vardır ‘iyi günün vakti geçmez er geç zaten birileri sizi görecektir.’’

 

İsmail Hakan Eltan: Sizce yazmaya başlamak mı daha zor yoksa bitirmek mi?

‘Tabi ki kitabı yazmaya başlamak çok daha zordur. Başlangıcı yaptığın zaman ortada kurgu olmasa da olay akar gider. Doğru başlangıç yapıldığında kurgu kendiliğinden oluşur.’

Ali Can Göksu: Kıran Resimlerini yazdıktan sonra ‘insanlık dışı bir olayı edebiyatın belleğine kaydetmek önemliydi’ demişsiniz. Edebiyat ile ilgilenen insanlar zaten böyle bir suç işlemezdi. Bu insanları nasıl değiştirebiliriz ?

‘Bu romanı edebiyatın belleğine kaydetmek istedim ben. 2016’da bu romanım oyunlaştırıldı ve muhteşem bir oyun oldu. Şu an hala oynanmakta olan ve metnine çok sadık kalınan bir oyundur. İnsanları nasıl değiştireceğimize gelirsek maalesef insanları değiştirmek için eğitmek gerekir . Ama bugün bu pek de olası değil.’

Sinem Şen: Biraz ütopik bir soru olacak ama bundan 30 yıl öncesine dönebilseydiniz neleri değiştirmek isterdiniz ? Yeni İnci Aral nasıl olurdu ?

‘Çok başka yaşardım. Başka türlü bir hayat kurardım. Çok daha özgür olurdum hatta ben çocuk bile istemiyordum. Evlenmek de istemiyordum. Ama ben hep bir yuva özlemiyle yaşadığım için ve o dönemin şartları beni bu hayata zorladı. Ben hem toplumdaki geleneksel kadın anlayışıyla çatıştım hem de kendi içimde kendi evcilliğimle çatıştım. Mesela ‘Ölü Erkek Kuşlar’ romanım bunu anlatıyor. Ama maalesef o yaşlara dönülmüyor. Onun için şimdi ben hem kadınlara hem erkeklere ruh özgürlüğünü öneriyorum.’

Ali Can Göksu: Sizi etkileyen ilk 5 kitabı sıralayabilir misiniz ?

‘İlk 5 romanım diyemeyeceğim ama en sevdiklerim olarak;

Virginia Woolf ‘Dalgalar’,

Mithat Cemal Kuntay ‘3 İstanbul’,

Ahmet Hamdi Tanpınar ‘Sahnenin Dışındakiler’,

Attila İlhan ‘Kurtlar Sofrası’ diyebilirim.

 

Ali Can Göksu: Yazılarınızda üstü kapalı bir anlatım yerine açık anlatım kullansanız olur muydu ?

‘Hayır olmazdı. Çünkü ben bir romancıyım ve bu bir roman, inceleme yazısı değil. Üstü kapalı olmalı. Ben romanlarımda toplumun acılarını, sancılarını bir olay örgüsünün içine alarak okurlarıma aktarıyorum ve bu şekilde kalıcılığı  sağlayacağıma inanıyorum.’

Facebook'la Yorum Bırak
Paylaş.

About Author

Merhaba! Ben Dilara. Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi 2. sınıf öğrencisiyim. Yaşadığım zorlukları siz yaşamayın, hissettiğiniz ve mutlu olduğunuz şeyleri yapabilin diye buradayım. Eğer sende buradaysan emin ol sıradan çinko karbon pil değil Duracell olmayı tercih etmişsindir. Yazılarıma yani hayatıma hoş geldin! :)

Leave A Reply