Beyaz Zambaklar Ülkesinde

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Bir papazın düşüncelerinden ötürü kiliseden atıldığını düşünün. O yazar tarihi çetrefilli bir ülkeyi adam etmeye uğraşan, asrın liderlerine yol haritası oluşturuyor. Düşünün dediğimde söylediğim iki şeyin sanki birbiriyle çeliştiğini zannetmiş olabilirsiniz. Ancak 20.yy’ın başlarında kilisenin içinde var olmaya çalışan Grigory Petrov için özgürce düşünüp din işleri ile uğraşmak kolay değildi. Kilisede var olmak zaten dogmatik düşüncenin boyunduruğu altında kısılıp kalmak anlamına geliyordu o dönemler.

Snelman isimli bir aydını yıllarca yazdığı kitabın ana karakteri olarak seçerek edebi üslup anlamında Dostoyevski’nin izinden gitmeyi tercih etti Petrov. Raskolnikov karakterine bir miktar kendisini serpiştiren Dostoyevski’yi okumuş etkilenmiş olacak ki Petrov da Snelman karakterine kendinden parçalar eklemiş. Snelman karakterinin geçmişini okuyacak olursanız kitapta abartıldığı kadar geleceğe öncülük eden bir adam olmadığını, askeri yönüyle ön plana çıkıp Finlandiya tarihinde yer aldığını göreceksiniz. Kendisi Fin tarihinin başlarında önemli bir filozof, diplomat ve yazardır. Ancak diğer nesillere nutuk atacak şiddette bir söylemde bulunmamıştır. Bu söylemi oluşturan yazar Petrov’un kendisidir. Rus olmasına rağmen Fin toplumundaki yıllar sürecek olan gelişim ve düzeni diğer toplumlara ışık tutması adına kitaplaştırmayı düşünmüştür.

Benim de bu yazıyı yazmak istememdeki en büyük sebep: “Nasıl olur da daha önce böylesine aydınlık ve Türk Cumhuriyeti’nin temelini oluşturan bu kitaptan daha önce haberdar olmamam.” Toplum olarak alışkanlık haline getirdiğimiz bir özelliğimiz var. O da bir fikirle ilgili onun yorumunun yapıldığı kitapları okumak. Demek istediğim Platon’un Devlet’ini okumak yerine o kitapla ilgili yorumların yapıldığı eserlere yöneliyoruz. Belki bunu bilinçsizce yapıyoruz. Ama daha da önemlisi: ‘İnsanlar ülkelerinin geleceğine dair taşıdıkları kişisel sorumluluğun bilincine varmazlarsa, ülkelerinin kalkınması ve refaha kavuşması da mümkün olmayacaktır. Her bir insan gerçek vatandaş “yaşam mimarı” olmalı.’ sözüyle açıklanabilir. Bu söz kitapta oldukça başlarda geçiyor. Yaşamın mimarisini oluşturmak isteyen insanların ana kaynakları okumaları gerektiğiyle ilgili derin anlamlar da içeriyor. O anlamı açalım gelin birlikte. Eğer geleceğin sorumluluğunu içimizde taşıyorsak bizi bir ileriye taşıyacak şeylerin özünü okumamız gerekmez mi?

Nietzsche’nin Zerdüşt’ünü onu analiz eden ikinci bir insandan okumak Zerdüşt’le yüzleşmek istememekten kaynaklanıyor olabilir. İlk verdiğim Platon’un Devlet örneği de bu duruma benziyor. Devlet kitabı o kadar yalın ve anlaşılır yazılmış ki, biz o anlamların yüzümüze kaya gibi çarpacağından kaçınıyor olabiliriz. İkinci bir tez ise belki de toplumun bu ağır ve kafa bulandırıcı olarak nitelendirdiği kitapları anlayamamaktan korkuyoruz. Korkunun olduğu yerde sevginin olmadığını da belirtmemiz gerekir. Eğer yaşadığımız yer, ülkemiz, ailemiz (siz ne için emek vermek istiyorsanız) için doğru adımlar atmak istiyorsak korkmak yerine daha cesurca adımlar atmalıyız. Snelman Petrov’un şekillendirdiği haliyle Finlandiya için böyle adımlar atıyor. Napolyon’dan Sezar’dan etkileniyor ve onları birinci kaynaktan okuyor. Finli insanların daha uzun saatler çalışmasının bir anlamı olmadığı, insanın kendine yaratacağı zamanın daha verimli olduğundan bahsediyor.

Ne tesadüftür ki Finlandiya’da haftada 8,5 saat çalışılıyor. Kişilere verilen izinler ve haftalık tatiller de işin içine girince bu kadarlık çalışma süresi bile Finlandiya’nın refah seviyesi en yüksek ülke olmasına yetiyor. Avrupa Birliği içindeki Yunanistan haftada 43 saat çalışmasına rağmen refah seviyesini optimize edemeyen ülkelerden. Bu nedenle Petrov daha 19.yy’ın başından beri çalışma ve verim arasındaki korelasyonu doğru anlamış insanlardan biri diyebiliriz. Bu düşüncelerini kendi adına yazmayıp halkın güvendiği, sevdiği bir insan olan Snelman’a yüklemesi de oldukça zekice bir fikir. Halkın da bu kişiye duyduğu hayranlık üstüne şekillenen vizyonla birlikte Finliler bir yüzyıl ileride olabilmeyi başardılar. Çalışmanın, kapitalizmin pençesinden bir nebze de olsun kurtulmayı başarabilirsek, oyunu, eğitimi, felsefeyi öncelikleri haline getirdiler.

Snelman benim sizlere anlattıklarımla ilgili olarak kitapta: “Bilgi ile beslenen emek on, yüz ve hatta bin kat daha etkilidir. Baskı altında isteksizce, tıpkı bir köle gibi ve birileri tarafından zorla yaptırılan iler ve bunun için harcanan emek ağır ve ezici bir emektir.” demiştir. 1889’da kitapta yer alan bir resmin altında Merkezi El Sanatları’nca saklanmış bir bilgi de yaşlı torun ve dedenin günün büyük bir bölümünde kitap okuduğu yer alıyor. Snelman kitapta kendisiyle ilgili olan kısımda ne olursa olsun önce ailelerin çocuklarının nasıl yetişeceğini düşünmeleri gerektiğine vurgu yapıyor. Gelecek kavramını yetişecek büyüyecek çocuklar üzerine inşa ederek Atatürk “Biz her şeyi gençliğe bırakacağız… Geleceğin ümidi, ışıklı çiçekleri onlardır. Bütün ümidim gençliktedir.”demiştir.

Atatürk daha cumhuriyeti inşa etmeden Petrov’un bu kitabını okuyarak Türkiye’nin nasıl bir temel üzerine inşa edileceğini kafasında kararlaştırmıştır. Bu kitap Atatürk’ün subaylara anlattığı gibi yayılmış ve 1950’li yılların başında subayların en çok okuduğu kitaplardan biri olmuştur. Atatürk gibi insanların yanına bir avuç aydın toplayarak değerleri sorgulayıp özümseyip harekete geçtiği bir Finlandiya dönemini anlatmaktadır kitap en kısa özetle.

Kitabın sonlarına doğru birçoğumuzu harekete geçirebilecek cümlelerden biri de şu olacak aslında: “ Bu tür mucizevi dönüşümün her bir ülkede ve vilayette hatta en ücra yerlerde dahi yaşanması mümkündür. Sadece sihirli ellere, ileri görüşlü, büyük yürekli insanlara, yorulmadan çalışan kültür emekçilerine ihtiyaç vardır.” Yukarıda da bahsettiğim gibi haftada 40 saatin üstünde çalışıp vizyonu genişletememek, aynı kalıp davranışlarla bir ömür sürmek kişiye zarar vereceği gibi ülkeleri de etkilemekte. Kültür emekçisi olmak başta ne kadar zaman alacak bilmiyoruz. Atatürk’ün ömrünü almış ama ondan eminiz. O, Snelman kılığındaki Petrov’un izinden gitti. Biz de Atatürk’ün izindeyiz. Kültür emekçileri var mısınız yola çıkmaya? Kitap yol haritamız Atatürk iç sesimiz olsun. Yol çok uzun molalara ihtiyacımız olacaktır, haydi tam gaz ileri marş marş.

Ben yazıda Snelman’ın ya da Finlandiya’nın geçmişine çok değinemedim. Siz eğer daha fazla tarihi bilgi almak istiyorsanız benim de kitabı okuduktan sonra geriye dönüp yararlandığım güvenli bir kaynaktan bilgi alabilirsiniz.

http://beyazzambaklarulkesinde.com/snelmann.html

Not: Resimleri sizlere önerdiğim siteden aldım. Yazıya uygun yerlere koymayıp daha çok önem sırasına göre sizlerle paylaşmayı tercih ettim. Siz daha fazla bilgi ve görsel için yukarıdaki linke tıklayabilirsiniz.

 

Facebook'la Yorum Bırak
Paylaş.

About Author

Leave A Reply