The Apple | 25 Serisi (5)

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

İran sinemasına ayrı bir sempatim olduğu doğrudur. Bu durumu açıklamak için size bir kaç film tavsiye etmeye kalksam herhalde “Elma(Sib)” de bunların arasında yer alırdı. İran yapımlarının çoğunda hissettiğim gibi, filmlerdeki konular öylesine gerçekçi işleniyor ki, acıyı da sevinici de iliklerimize kadar hissedebiliyoruz.

İşte “Elma” filmi de gerek metaforları gerekse tüm gerçekçi sahneleriyle tam da böyle bir film. İşsiz bir baba ve kör bir annenin 11 yaşında ikiz kızlarının özgürlüklerine nasıl kavuştukları anlatılıyor bu filmde. O yaştaki iki çocuğun nasıl bir esareti olabilir diyebilirsiniz. Ama o iki kardeş, Zehra ve Masume, evlerinde gerçek bir hapis hayatı yaşamakta ve babaları tarafından kilitli kapılar ardında tutulup evlenecekleri zamanı beklemektedirler. Babalarına göre bu durum kızlarının namuslarını ve kadınlıklarını koruyabilmeleri için bir mecburiyettir.

Bu esarete kayıtsız kalamayan komşuları imza toplayıp durumu şikâyet ederler. Kısa bir süre içinde durumu incelemesi için bir bayan görevlendirilir. İşte tam da burada, yani sosyal güvenlik çalışanı bayan ve kızlarını korumak isteyen o cahil zihniyete sahip baba arasında müthiş bir git gel yaşarsınız. Savunmanız gereken kişinin tüm bu esaretten kızları kurtaracak olan ve onların sokakta yürüyebilmelerine, insanlarla iletişim kurup düzgünce konuşabilmelerine, babalarından sürekli istedikleri o elmaya kavuşmalarına ve dondurma almalarına imkân veren o kuralcı ve kaba bayanın olduğunu biliyorsunuz. Ama bir yanda da, “canım masume, canım zehra” diye ağlayan ve kadının aksine çok daha sevgi dolu ve onları sosyal hizmetlere vermemek için, çokça geç de olsa, çaba sarf etmeye çalışan bir baba var.

Bu bölümden sonra spoiler var, benden demesi !!!

Erkeklik-kadınlık çatışmaları, ahlaki değerleri vs. sorgulamayı bir yana bırakıp ikiz kız kardeşlerin özgürlüklerine kavuştukları sahnelerden biraz bahsedelim. Konuştukları dahi düzgün anlaşılmayan, hatta bazen bir inleme gibi beyninize kazınan sesleriyle sokakta tuhafça yürüyen iki kız hayal edin. İlk defa dondurma yediklerinde ve dondurmacı çocukla aynalarını paylaşma anlarında ciddi derecede etkilendiğimi söyleyebilirim. Sonrasında yaşıtları iki küçük kıza denk gelen Zehra ve Masume’nin hayatlarında ilk defa oynadıkları oyunu, oyun arkadaşlarına bağlılıkları ve onlarla kurdukları hayalleri ise unutmak pek de mümkün değildi.

Filme ismini vermiş olan elma figürünün kullanımı diğer önemli noktalardan biri. Âdem ve Havva’nın yasak meyve hikayesine göndermesi haricinde de bir metafor aslında. Çünkü elma  “iyiyi kötüyü bilme ağacı” nın meyvesidir; yani bilgiyi ve bilgeliği simgeler. Üst katlarda oturan erkek bir çocuğun sopanın ucundan iple sarkıttığı elmaya ulaşmaya çabalayan kızları ve kör annelerini gördükçe, bir şekilde onların acizliğine ve bilgiye ulaşma serüvenlerine de şahit oluruz bir yandan.

Sonuç olarak,   Samira Makhmalbaf’ın gerçek oyuncularla çalışıp, burnumuzun direğini sızlattığı bir filmdi diyebiliriz.  Ben de izlemenizi tavsiye ediyor ve yazıma filmdeki babanın duasıyla son veriyorum.

“Ey Rabbim, bıktım,usandım bu hayattan
Bıktım bu ahır ömrümden artık.Beni artık ölümün kapısına yönlendir
Ey yüce Huda kurtar beni bütün bu zincirlerimden
Talihsizlik zindanına…gömülmüşüm ben.
Ne yazık ki asla anlayamadım nerede hata yaptığımı
Rabbim asla yalnızlığımdan şikayet etmedim..
Çünkü bu benim daima kaderim oldu.”

 

Ekstra Not: 25. Cümlemin, tek bir cümle olmadığının ben de farkındayım. 😀 Ama ara sıra böyle pasajlar alıp son cümleymişçesine yazımı bitirebilirim. Bence alışmakta fayda var. Hadi iyi seyirler 🙂

 

Facebook'la Yorum Bırak
Paylaş.

About Author

Leave A Reply