Az Sorgu Çok Talep: Güzellik

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Güzellik ile cümleye başladığım an siz de yazının bütününde bir uyum, ahenk arayacaksınız. Çünkü bu kelimenin içini dolduracak olan sizlersiniz. Benim yönlendirmelerim sizdeki güzellik algısını değiştirmez. Peki 10 dakikayı aşabilecek bir yazı sizin güzellik algınızda bir farklılık oluşturmuyorsa 50 saniye ile 1,5 dakika göz gezdirdiğiniz Instagram postları nasıl bakış açınızı şekillendiriyor.

Hepimizin takip ettiği, hatta zaman zaman özendiği Instagram hesapları var. Gelin görün ki ben de yazının tamamında tek bir sosyal medyadan örnek vermek istemezdim. Ama bu plaftormu bu kadar göklere çıkarıp günümüzün yarısını orada geçirenler de bizleriz. Birçok insan için Instagram’da vakit geçirmek arkadaşları ile seyahate çıkmaktan, yeni insanlarla tanışmaktan daha zevkli. Café Flore’da saatlerce felsefe konuşan Beauvoir ve Sartre’a imrenerek dönüp baktığımda Instagram’a günlerce giresim de gelmiyor, bu da benim özlemimi çektiğim bir başka konu. İçimi dökmek istediğimde yine sizleri başka bir yazıya sürüklerim.

Şimdi hep birlikte kafa yormamız gerek bir başka konu var. Benim en çok yaşıtlarımda gözlemlediğim, hayatlarını bunun üzerine kurdukları bir konu. O da değişen güzellik algısı. Instagram’ın “search” (arama) kısmına geldiğinizde saatlerce parmağınızla aşağı ineceğiniz sayfa akışı önümüze çok ilginç profiler çıkarıyor. Büyük bir kısmına gıpta ederek baktıktan sonra gelen bir çaresizlik oluyor. Bu çaresizlik yaşıtlarım ve küçükleri bir hortum gibi içine almaya devam ediyor. Birinin buna dur demesi gerekmez mi? Herkesin kendisine sormasını istediğim sorular var.

Bu yazıda üstünüze üstünüze gelen sorular olacaktır, şimdiden uyarısını yapayım. Bu soruların en önemlisi ve çoğu zaman sohbet içinde arkadaşlarıma da yönelttiğim bir tane var. O da: “Saatlerce fotoğraflarına baktığınız, güzelliğine yıldızlı 10 puan verdiğiniz hesaplar… O hesabı hep gülücüklü, şaaşalı lüks itemlerle donatan kişiler gerçekten mutlu mu?” Bu sorunun cevabını bilemeyiz. Ama bilmek önemli de değil. Önemli olan o kişilerle birebir tanışmadığımız için kendimizi de bir hiç uğruna değiştirmemiz gerektiği. Çok beğendiğiniz bir kullanıcı her gün buzlu kahve içiyor ve anti gravity pilates yapıyor diye cambazlık mı yapalım? Siz kendinizi gerçekten tanıyor musunuz? Yoksa hesaplarına hayran olduğunuz kişilerin yaşam tarzlarından beğendiklerinizi seçip kendi hayatınıza mı adapte etmek istiyorsunuz?

Hayatlarımızı sosyal medyada paylaştığımızda fark edeceğimiz bir başka şey de aslında diğer insanlarınkine ne kadar dahil olduğumuz… Gittikleri kafelerden, taktıkları saatlere kadar güzellik algısını aldıkları reklamlarla şekillendiren “influencer” lar gibi mi olmak istiyoruz? Her yeni çıkan yüz temizleme jelini “influencer” larda gördükten sonra öyle bir cilde sahip olabilmek için siz de anında satın alıyorsunuzdur. Reklamın güzellik ve ilhamla birleşmesi bizlere yeni bir alan açıyor. Tek bir fotoğrafın üstünde kullanılan ürünlere hızlıca erişebilmek, trendleri takip etmek kendimizde hızlı değişiklikler yapabilmemizi de sağladı. Rengini beğendiğiniz, sizi olduğunuzdan daha güzel gösteceğini düşündüğünüz ürünlerin algınızı da değiştirmesine izin veriyorsunuz.

Markalar, reklamlar bu kadar hızlı bir şekilde ilerlerken bizim de güzelliği bakış açımız o kadar çabuk değişebiliyor. Resimlerde ışığın güzel açıdan geldiği her köşeyi beğenip kullanılan filtreleri bile merak eder olduk. Daha güzel gözükebilmek için tek şartın iyi düzenlenmiş fotoğraf kareleri olması sizce de komik değil mi? Olayın içine dalmayıp sürekli yaptığımız şeyleri tekrarlayarak çok sık kullandığımız kavramların anlamlarının değişmesine izin verdik.

Sosyal medyanın bu kadar revaşta olmadığı dönemler edebiyat kitaplarının ana karakterlerinin güzelliğine özeniyorduk. Şimdi elimizden düşmeyen telefonlardan popüler hesapların hayatlarını mercek altına alıyoruz. Hatta öyle bir mercek ki, yazının başında da değindiğim gibi çoğu zaman taklit etmeye başlıyoruz. Çünkü sorgulamadan, neye ihtiyacımızın olduğunu düşünmeden bir ürüne sahip olmak istemek ruhumuzdan götürür paramızdan çok.

Başkalarının ruhuna iyi gelen bizi güzel gösterebilir. Güzelliğin geçici olduğu lakırdasına girmeden diyeceğim şu ki: Neye daha çok sahip olmak istersek, ruhumuzun buna ihtiyacı olup olmadığını sorgulamazsak güzelliğimize eklenenler ruhumuza fazla gelmeye başlayacaktır. Gülümsemenin güzelliğe en iyi gelen şey olduğunu hatırlatarak son sözlerimi eklemek isterim.

Ruhumuz çim maskesine ihtiyacımız olduğunu söylüyorsa alalım o zaman, güzel bir deniz yolculuğu yüzümüze iyi gelecekse yerimizde durmayalım. Ruhun peşine düşersek o yol bizi güzelliğe çıkarıyormuş.

Not: Fotoğraflar Pinterest’ten DaDa’nın hesabından alınmıştır. Emeğe saygı!

Paylaş.

About Author

Leave A Reply