Ufak Bir Yolculuk “Gibi”

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Düşünüyorum da;
Biz büyüyerek çocukluk etmişiz.

(Turgut Uyar)

Gökyüzünde tek bir bulut yoktu. Yattığı karyolanın kıytırıklığına aldırış etmemiş olsa gerek, yıllardır uyumuş gibi rahattı. Gözünü araladı, bir taraftan da eliyle başucundaki komodinin üzerinde gözlüğünü yokladı. Gözlüğünü bulur bulmaz yataktan fırladı ve yeşil perdesini aralayıp penceresinden dışarı baktı. Vakit geliyordu, gidiyordu.

Bavulunu ve pikabını toparlayıp, kara paltosunu ve konur rengindeki fötr şapkasını giydi. Miyop gözlüğünü çıkarıp  Stark gözlüğünü takar takmaz çıkmaya hazırdı. Bekleniyordu, delikanlı hızlı olmalıydı.

Bir vasıtaya, vasıtasız yetişme hızındaki hızıyla yürüyordu. Bu yolda, asfaltında duman yükselen bu yolda o hâlâ yol kenarındaki bitkilere bakarak, alnındaki damlalara aldırış etmeksizin paltosunu çıkarmadan yürüyordu. Stark gözlüğü koruyordu. O, bitkilere bakarken şunu fark etti. Birinin bittiği yerde, diğeri bitmiyordu. Birinin kök saldığı, sevdiği yerde diğeri kuruyor, çürüyordu. Ne kadar hepsi yeşil üstünde bitse de, iç içe durmayı beceremiyorlar ve birbirlerini yiyorlardı. Bundan ders çıkarmış gibiydi. Yoluna, gölgesini alarak devam etti.

Nihayet varmak istediği tren istasyonuna vaktinde yetişmişti keskince. Fötr şapkasını, saygı duruşundaymış gibi eline alarak midesinin üstünü kapadı. Derin bir nefes alıp verdi ve tek nefeste Âti Ekspres göz ucunda bitiverdi. İlk defa heyecanlandığını hissetti, vagonun kızıl kapısı aralandı ve kapıdan içeri girdiğinde başka bir aydınlıkla yeniden doğmuş gibi bir hisse kapılarak, derin bir soluk daha aldı. Soluna döndü, ve yerini buldu. “8d”
  • Her durakta bir nefes daha alıyordu. Her istasyonda bir yeni şeyler yaşıyordu.
    Konuşmayı, bu trende öğrenmişti.
  • Bir istasyonda okumayı-yazmayı, sosyolojiyi, felsefeyi, edebiyatı; bir istasyonda çeşitli iletişim becerilerini öğrendi.
  • Trende insanlarla tanıştı, bazen istasyonlarda durdukça; insanları uğurladı, bazen ağırladı.
  • Bir istasyonda celp geldi, diğer istasyonda askere gitti.
  • Bir istasyonda daktilo aldı ve işe başladı, pikabına Üç Hürel plağı koydu, yazarken mırıldandı: “Ömür biter, bu yol bitmez!
  • Bir istasyonda evlendi, ikiz çocuğu oldu: “Gündüz ve Gece“.
  • Bir istasyonda Gündüz ve Gece vagon değiştirdi, bir istasyonda eşi indi.

Bir istasyonda anons geçildi: “İstasyonunuza vardınız. İnme vaktiniz geldi!” dedi. Soyundu; Stark gözlüğü çizik doluydu; katlanır masaya koydu, fötr şapkasının kenarları yumuşamıştı; katlanır masanın altındaki çengele taktı, paltosunun ceplerinde ve koltuk altlarında delikler vardı; koltuğuna arkasından giydirdi. Bavulundan çıkardığı beyaz bir çarşafı giydi. Her şeyini trende bırakarak vagonun mavi kapısından aşağı inerken güneşin sıcağı ona; zamanında asfalttan yansıyan dumanla paltosunun içinde yanan vücudunu anımsattı. Alnındaki teri elinin tersiyle silerek, doğuya doğru yavaş yavaş yürüdü…

İşte, herkesin hayatı Âti Ekspres’te bunun gibiydi. Âti Ekspres’in ne makinistini tanıyan vardır, ne de nereye gittiğini bilen. Koltukları, gittiği istikametin tersine bakar. Yolcuları, en fazla geçtiği yollardan geleceği istasyonu, hiç geçmediği yolların varacağı menzili tahmin etmeye çalışır. Hiçbir zaman yolda kalmaz, kaza yapmaz. Nerede kimin ineceğine kimin bineceğine o karar verir.

Facebook'la Yorum Bırak
Paylaş.

About Author

Nasılsınız? Ben hep gibi gibiyim. Gibiler kadar muğlak, gibiler kadar erken davranılmış ve bir o kadar geç kalınmış. Neden mi gibiyim? Çünkü esasında her şey gibidir. "Kesin" kalan bir şey var mı? Keskinlik, mesela; darbe alıp körelene kadardır. Bu yüzden hep muğlak ve gibi'yiz işte... Mekan-ı daim Araf, kaldık hep bitaraf...