Leyla ile Mecnun Üzerine

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Merhaba! Bu serimde Leyla ile Mecnun’a yer vermek istedim. Hayatımıza renk kattı. Sadece bir diziydi demek haksızlık olur. Bir yaşam biçimiydi Mecnun gibi yaşamak. Değişen Leyla’lara inat 3 sezon gibi kısa bir sürede ne çok şey sığdırdı Leyla ile Mecnun hanelerimize. Finali kucaklamadan ”Ayrılıkları sevdamıza dahil ettik!” bizde. Biriyle tanışmak için aranılan bahaneleri bile konu edindi. Hatta biriyle tanışmak için bahanemiz bile oldu. Yavuz, Erdal Bakkal, İsmail Abi, İskender, Aksakallı Dede… derken bir anda sosyal medyada patlayıverdi.

Masa başı memuru olamadı Burak Aksak. Çok isterdi SSK’dan emekli olmak. Belki de bu yüzden içinde kurduğu  bu dünyası yıkılınca   daldı hayallere. Aslında toplumda gördüğümüz, içimize işlemiş olan bu tabuları koydu önümüze. Bunları gözümüze sokmak olmazdı. Kimse gerçekleri olduğu gibi görmek istemez. O da bunu biliyordu. Komedi ve mizah en güçlü silahlarından biri oldu.  Absürt komedi dediğimiz bu iş çıktı ortaya.

Peki absürt komedi nedir ?

Absürt komedi : Gündelik mantığı ihlâl edecek müdahaleleri konu alarak mantıksız olduğu aşikâr durum ve davranışlar yaratan mizah türüdür. Yaratılan gerçeküstü durumlar genellikle birbiriyle alakasız iki kavramın bir araya getirilmesini, bariz mantık hatalarını veya saçmalıkların vurgulanmasını içerir.

Böyle diyorlar buna. Ancak bence durum yalnızca bundan ibaret değil. Siz hiç düşündünüz mü ? İsmail Abiye neden vurucu sözler yükleniyor ? Saf olduğu için ya da  hiç gelmeyeceğini bildiği halde babasını beklemekten vazgeçmediği için mi ? Onu öyle gören ve bu sıfatı yakıştıran bizleriz. ”O gemi bir gün gelecek İsmail Abi!” diyen bir nesli yok sayabilir  miyiz ? Bu dizi sadece absürt komedidir diyemeyiz. İsmail Abi içimizdeki  umudu simgeler. İnsan umutsuz yaşayamaz.

Yavuz ise hayallerimizdir.

İnsan gerçekleşmeyeceğini bilse bile hayal kurar. Hayalinin  gerçekleşip gerçekleşmemesi bile önemli değildir. Önemli olan hayal edebilmektir. Erdal Bakkal  ise  benlik ve iç güdüdür. Düşün! Sürekli hesap yapar, ummadık bir  anda ortaya pat diye koyar acı gerçekleri. Sağa sola çarpıtmaz, direk kafa göz girişir. Çünkü: ”Herkes işine geleni anlıyor Efendimiz!”demenin daha nazik bir yolunu bulamamıştır Burak Aksak.

İskender’e diyecek bir sözümüz yok.

”Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. ”   Bize nasihatler verir, merhamet eder. Çok sever.  Kendimizi hep haklı, hep kusursuz, hep öz güvenli hissettiğimiz anlar vardır. Sonrasında ise koca bir yalnızlıktan  nasibimizi alırız. Demem o ki insan erişemeyeceği ruhuna hasret, ulaşamayacağı hayale de kısmet! dermiş. Bizimkisi de o misal..

Mecnun ise sanılanın aksine aşık değil, bir isyancıdır.

Sisteme, insanların çıkarlarına, kötülüklerine, iki yüzlü oluşlarına isyan eder. Küfür etmez, argo kullanmaz amatuvalet terliği seni! repliğini bilmeyen yoktur. İşte buraya cuk oturur. Burada aşkı karşılayabilecek kavram  Leyla’dır. Sürekli değişir, gel git yaşatır bize. Kafasını allak bullak eder Mecnun’un. Peşinden koşturur, süründürür.

Aksakallı Dede ise vicdanımızdır.

Verdiği çözümleri biliyoruz. Mecnun’un uyguladığını da görüyoruz. Ama bir türlü tutmuyor. Tutmaz, ne kadar istesen de olmaz. İnsan vicdanını rahatlatmak için her şeyi yaptım der ancak başkasından aldığı akıl, kendisine büyük gelir. Anlayacağınız Mecnun isyan eder, biz aşık oluruz. Leylalara güvenirsek bir gün belki aşkı buluruz.

Sevdiklerimize sıkı sıkıya tutunduğumuz günlerimiz olsun.  Ne Leyla olabildik deriz Ne de Mecnun. Olsun, hayatta her istediğimiz olmuyor. Eğer her isteğimiz gerçek olsaydı; bu kadar içten kahkahalar atamazdık Leyla ile Mecnun’u izlerken. Eğer ona tutunabilmeyi başarabilseydik, anlamak yerine gülmeyi becerebilseydik reyting kurbanı olmazdı. Yüzümüze su çarptı Burak Aksak biz uyandık! Belki Yavuz gibi kırık bir Eylül’ün peşinden koştuk olsun be! Yine umarsızca takındığımız at kafamızla mutluyuz. Güldük, eğlendik bu da yeter! Sözlerime  Leylalara ve Mecnunlara ithafen yazdığım bir şiirimle son veriyorum.

LEYLA ÖLDÜ MÜ ?

Dün göremedim onu pencerede,
Hiç karşıma çıkmadı gözleri.
Bütün sokakları köşesinden döndüm.
Leyla öldü mü?
Şimdi gözlerimi kaçırıyorum pencerelerden,
Kapılardan ve önümden geçenlerden.
Yine karşıma çıkmıyor bu Leyla.
Bir bardak daha öfkeyi doldurup içiyorum,
Hala ilk gün ki gibi bekliyorum.
Leyla sen gelmiyorsun.
Kıs kıs gülüyor komşular,
Menekşeler soluyor,
Çocuklar gülüşüyor evlerinde,
Şehrin ışıkları sönüyor.
Arkadan bir ses çalınıyor kulağıma,
Arayan mevlasını da bulur Leyası’nı da.
Soruyorum komşu çocuklara,
Leyla öldü mü yoksa?
Menekşe kokuları ardında,
Balkonuma bir kız geliyor.
Leyla öldü diyor…
Hem de 40 yıl önce.
Ah Leyla dedim güldüm sonra,
Giden gidiyor ne fark eder?
Ha kırk yıl önce ha sonra…
Gözlerimin içindeki baharda

GÜLCAN KORKMAZ-KBU TÜRK DİLİ ve EDEBİYATI

İletişim Bilgileri:

E-Mail:

glcnkrkmz834@hotmail.com

İnstagram:

gulcankorkmazweb

 

 

 

 

 

Paylaş.

Leave A Reply