George Orwell – 1984 | Part I: Kitap İncelemesi

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Distopya denildiğinde bugün akla gelen iki temel eser vardır:

Aldous Huxley’nin yazdığı “Cesur Yeni Dünya”, diğeri ise George Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’üdür.

1903′te Hindistan’da doğan George Orwell’in gerçek ismi Erib Blair’dir. Mektepte vasat bir öğrenci olarak görülen George, üniversite yıllarında da okuluna alışamamış, okulu bıraktıktan sonra ilk romanı olan Burma Yılları’nı yazmıştır. Ne yazık ki şanssızlığı ilerleyen yıllarda da devam etmiş ve verem hastalığına yakalanmış. 1984 adlı romanı bu yıllarında yazdığı bir eseridir.

Hikaye Winston Smith’in 4 Nisan 1984 günü, Gerçek Bakanlığı’ndaki işi başından bir müddet için ayrılarak hatıralarını gizlice kaydetmek üzere evine gitmesiyle başlıyor. Devamında sorgulayan ve otoriteyi içten içe kabullenmeyen Winston’un Julia ile tanışması yer alıyor, ardından sisteme karşı harekete geçmek üzere partinin üst kademelerinden O’Brien ile diyalogları Smith’in hayatını sonsuza kadar değiştiriyor. Yaşanan büyük savaşların ardından dünya, üç kutuplu bir yapıya sahip o zamanlarda: Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya.

Büyük Birader isimli liderleri ve iktidardaki İngsos  partisiyle Okyanusya tam bir korku imparatorluğuna dönüşmüş. Bunun yanında kalan iki devletle sırasıyla sürekli bir savaş halinde. Özel hayat ortadan kaldırılmış, tele ekran ismi verilen aletlerle kişiler evlerinde bile her an yönetimin kontrolü ve gözlemi altında. Bu durumda Winston ve biricik aşkı Julia’nın yakalanması pek uzun sürmüyor. İkilinin yakalanmasındaki asıl şaşırtıcı olay ise operasyonun başındaki isimden kaynaklanıyor. O’Brien, partinin yüksek kademesinde görev yapan zeki bir üye. En başta Emmanuel Goldstein’in tarafında görünse de asıl amacının partiye hizmet etmek olduğunu sonlara doğru anlıyoruz.

Hikayenin asıl amacı belli bir ideolojiyi vatandaşlarına benimsetmek. Bu kitaptaki devlet ideolojisini kitaptan şu alıntılarla açıklayabiliriz: “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cahillik güçtür.” Bu anlayışı topluma dayatmaksa birincil hedeftir, bunun için de hiç bitmeyen savaşlarla “korku” tetiklenmektedir. Bu cümlelerin açıklamasını kitaptan detaylı okursanız daha kalıcı bir izlenim bırakacaktır.

Bu kitap, geçmişte yazılmasına rağmen geleceğe kapı aralıyor.  Eğer insanlar, kendilerini devletin baskıcı gücü altına sürüklenmelerine müsaade ederlerse, hayatın nasıl bir şekle dönüşeceğini gösteriyor. Bu konuda uyarıyor.

Paylaş.

Leave A Reply