ABD’de Mikro-Radyo Hareketinin Doğuşu

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

 

Takvimlerimizi 80’li yıllara çektiğimizde karşımıza radyo tarihi açısından önemli bir hareket çıkar: Mikro-radyo hareketi.

ABD’de, “Zoom Black Magic Radio” adıyla kurulan bu radyo istasyonunda kıpırtılarını gördüğümüz hareketi, bugün ülkemizdeki Açık Radyo temsiline benzetmek mümkün. Amerikan radyolarındaki bu ilham verici hikayeye geçmeden önce Amerikan radyo modeline değinmek hikayeyi daha anlamlı kılacaktır.

ABD gerek radyo gerekse televizyon programcılığında sansüre giden bir ülke değildir. Yalnız bu demek değildir ki her renkten ve fikirden insan kendini temsil fırsatı bulabilir. Bunun nedeni bu yayıncılık modelinin de kapitalist düzene uydurulmuş olmasıdır. Yayıncılık alanına girmek, örneğin bir radyo istasyonu lisansı almak ciddi miktarları cepten çıkarmayı göze almak demektir. Bunun bir getirisi olarak da bu işten para kazanmak yani reklam alabilmek amaçlı eğlence programları ortaya çıkmaktadır. Hatta farklı alanlarda hizmet veren şirketlerin, kendi reklamlarını yapabilecekleri medya kanallarını satın almaları da bugün hala gözlemlenen bir durumdur. Sonuçta olan alt kültürlere olur ve alt kültürlerin temsil imkanları elinden alınır. 

İşte böyle bir yayın modelinde yayıncılar daha çok eğlenceye yönelik programlar yapma yolunda bir otosansüre uğrarken M’banna Kantako isimli bir Afro-amerikan alışılanın aksine desantralize (yerelleşmiş) bir radyo istasyonu kurar. (Zoom Black Magic Radio). Haydi gelin zamanda ufak bir yolculukla bu istasyonun hikayesini dinleyelim:

Kantako’nun öncülüğüyle kurulan ve 100 watt’ın altındaki istasyonların yayın yapmalarına karşı gelen yasaya rağmen 1 wattlık gücüyle yayına devam eden bu istasyon illegal sayılıyordu. Kantako bu duruma şu soruyla dikkat çekiyor:

 

-Neden bu ülkede AK-47 (silah) almak bir radyo vericisi almaktan daha kolay?

 

Soruya bir cevap bulamamakla birlikte o yıllara dönüldüğünde, az güçle çalışan vericisine karşın istasyonun ulaşmak istediği kitleye ulaştığını ve bu insanları etkisi altına almayı başardığını görüyoruz. Böyle bir etkiye sahip olmasında; hitap ettiği etnik grubun içinde okuma yazma oranının düşük olması, bu sebeple de radyonun onların dışarıyla bağlantısı görevini görmesinin payı büyüktü. Kantako’nun evinden yapılan yayınların konusunu ise Afrika kökenli insanlara karşı polis şiddeti oluşturuyordu. İnsanlar programı arayarak başlarından geçen ya da şahit oldukları şiddet olaylarını anlatıyorlardı. Bu durum polis şefi Mike Walton’ın da kulağına gidince illegal olan bu istasyon yetkililere bildirildi. Ardından yayının kesilmesi gerekliliğini duyuran bir iktarname alan Kantako durumu, 1934 yılında var olan “köleler arası iletişim yasağına” benzetmişti.

Önünde iki yol vardı: Ya yayınlarını kesecek ya da para cezası ve hatta hapis cezasını göze alarak yayınlarını devam ettirecekti. O, verdiği mücadelenin haklılığına olan inancını yitirmeden program yapmayı bırakamayacağını anladı ve FCC’nin (ulusal yayın denetleme kurumu) karşısında durdu. İki taraf arasında olası bir dava MTV ve NPR kanallarının ilgisini çekti. Bu şekilde, yerel bir radyo istasyonu ülke çapında hatta uluslararası areada sesini duyurdu ve hatta destek toplayabildi. Bugün, mikro-radyo hareketi denildiğinde akla gelen örneklerden biri olan bu istasyonun kurucusu insanları kendi programlarını yapmaları doğrultusunda cesaretlendiriyor ve  kendisine yöneltilen “istasyonunuza nasıl destek olabiliriz?” sorusuna:

– Kendi yayınlarınızı yaparak!  Cevabını veriyor.

Paylaş.

About Author

Leave A Reply