10 Maddeyle Edebiyat Dünyasının “Drama King”i : Franz Kafka

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Franz Kafka, dünya edebiyatının ikonik yazarlarından biridir. Özgünlüğüyle, kendine has üslubuyla, hayal dünyasıyla kalbimize taht kurmuş usta yazar; yalnızlık kelimesinin vücut bulduğu, ırkı, dini, dili yüzünden toplum tarafından dışlanmış, tabiri caizse doğru aşkı bir türlü yaşayamamış, ailesi, özellikle de babası tarafından birçok sıkıntı çekmiş yani tam bir hüzün ve acı merkezidir. Hayatı ‘dertler derya olmuş, ben de bir sandal’ modunda yaşayan Kafka, bir yandan da eserleriyle modern dünya edebiyatına çok önemli katkılar sağlamıştır.

1-Başlangıç:Çocukluğu

Franz Kafka, Temmuz 1883’te Prag’da, ufak moda eşyaları satan bir dükkan işleten Hermann ve Julie Kafka’nın 6 çocuğunun ilki olarak dünyaya gelmiştir. İki erkek kardeşi bebekken, üç kız kardeşi ise Nazi zulmü ile toplama kampında ölmüştür. Aile dramı bununla da sınırlı kalmamış, babası onun için, bir kabus ve nefret sembolü olmuştur. Bunu her eserine dolaylı olarak yansıtmış ama “Dönüşüm” ve “Babaya mektup” adlı eserinle doğrudan işlemiştir.

2-Nefret edilen baba: Hermann Kafka

 

 

Kafka üzerindeki baba baskısı çocukluk yıllarından başlamıştır. Babasına karşı beslediği tek duygunun nefret olduğunu söylemiştir. Bu öyle bir nefrettir ki, her eserinde doğru ya da dolaylı yoldan ama muhakkak bu hissi yansıttırmıştır. Bu durum da, yaşamının en önemli noktasının ‘babası’ olduğunun büyük bir göstergesidir… Baba-oğul ilişkisinin yanı sıra, babasının toplumsal hayattaki konumu, bir dükkan işletmesi ve çalışanlarına olan bakış açısı, yaklaşım tarzı da Kafka’nın babasından uzaklaşma nedenlerinden biridir. İçindeki ‘baba boşluğu’ çok derin olacak ki, Kafka bir gün yakın dostu Max Brod’a, tüm eserlerine “babanın dünyasından kaçış” adını koymak istediğini söylemiştir.

3-Toplumdaki yalnızlığı: Dili, ırkı ve inancı

Yahudi inancına sahip olan Kafka Almanca konuşuyordu. Bunun yanı sıra Avusturya-Macaristan imparatorluğu altındaki Çekoslovakya’da yaşıyordu. Yahudi azınlığına “uyuz ırk gözüyle bakılan bir çevrede, küçük çapta ırk savaşlarının yaşandığı bir dönemde büyüdü. Almanca konuştuğu için Çekler tarafından, Yahudi olduğu için de Almanlar tarafından sevilmedi.

4-Eğitim hayatı: “Hukukçu Kafka”

1901 yılında lise eğitimini başarıyla bitiren Kafka, 1906 yılına kadar Prag’da üniversite eğitimi gördü.  İlk olarak kimya eğitimi almış fakat iki ay içinde bölümünü değiştirerek hukuk okumaya karar vermiştir. Beş yıllık eğitimin ardından bir İtalyan firmasında memur olarak işe başlamış, aynı dönemde de Alman Edebiyatı‘na merak sarmıştır. O dönemde gündüzleri çalışıp geceleri ise “Taşrada düğün hazırlıkları” eserini yazmıştır.

5-Bir edebi/ebedi aşık

Masallardaki “aşık” Kafka. Delice seven, kendince bir o kadar sevilen, ayakları yere basmayan, kör kütük aşıklardan. Ama kafası da aşkı kadar karışıktır. Bir mektupta çılgınca aşkından bahsederken bir sonrakinde bu aşktan vazgeçebiliyor. Aynı zamanda masallardakinden de bir farkı var; görünüş olarak beyaz atlı prenslerden epey bir uzakta ve bunu kendi de dile getiriyor. Kendini hep çirkin ve sıradan bulan Kafka, upuzun boyuna rağmen 60 civarı kilosuyla, -hatta ölümüne yakın 40lara düşmüş- kepçe kulaklarıyla bir prens görüntüsünden hayli uzaktayken, güçlü kalemiyle kadınlara kendini aşık edebilen bir adam. Lakin, bu aşkların hiç biri mutlu sona ulaşamamış. Dört farklı nişanlılık döneminden geçen Kafka, sevdiği hiçbir kadına kavuşamayarak hayatının karanlık bir penceresinden yine el sallıyor bizlere…

6- Sonu gelmeyen nişanlılar: Felice ve Julie

Yıl 1912, Kafka 29 yaşında. Felice Bauer ile Max Brod’un evinde tanışırlar ve kısa bir süre sonra mektuplaşmalar başlar. Kafka Felice’yi ‘sade ve hiçbir özelliği olmayan biri’ olarak tanımlar. Sanırım bu tanımlamayla onda kendini bulduğunu düşünebiliriz. Aralarında sadece bir tren mesafesi olmasına rağmen Kafka “sen benim bir parçamsın” dediği Felice’yle sadece birkaç kez yüz yüze gelir. 5 yıl süren ilişkileri boyunca iki kez nişanlanırlar. Fakat sonunda yolları ayrılır. Ölümünden sonra 500e yakın mektup “Felice’ye mektuplar” adıyla yayımlanır.

İkinci nişanın ardından Felice’yle bağlarını tamamen kopartan Kafka, bir hastanede rastladığı Julie ile sevgili olur. Julie sevgilisinden yeni ayrılmış, Kafka Felice’yle nişanını bozmuşken iki yaralı yürek dermanı birbirlerinde ararlar. Ama Kafka’nın kafası yine karışıktır. Yıllar içinde bir çok kez Julie ile evlenme fikrini değiştirir. Sonunda tam evlenmeye karar vermiş, düğünden sonra yaşayacakları evi bile hazırlamışken Kafka’nın hem ruhsal karmaşası hem vücudunun gücünü iyice kaybetmesi üzerine nişanı ertelerler ama ilişkileri devam eder…

7-Ve o büyük aşk: Milena Jesenska

 

Kafka artık 37 yaşında olgun ve birçok hastalık atlatmış bir adamdır. Bir gün kitaplarını çek diline çevirmek isteyen gazeteci bir kadınla tanışır: Milena Jesenska. Hem gazeteci hem çevirmen, birçok dil bilen, entelektüel, güzel bir kadın olan Milena kendisini sürekli aldatan bir adamla evlidir. Julie ile hala ilişkisi olan Kafka Milena’yla yaptığı kısa sohbetten sonra kendisinden çok etkilenir  ve ardından mektuplaşmaya başlarlar. Mektuplaşmalarının hızı ve sayısı gün geçtikçe artar. Bir gün “Bu mektuplaşmalarımız çok saçma… Bana bunu açıklayın Profesör Milena” diyen Kafka’ya cevap çok net gelir: “Gel, beni kollarına al. Seni seviyorum.” Milena evli, Kafka ise hala Julie ile beraberken ilk buluşmalarını Viyana’da gerçekleştirirler. Ardından Kafka Julie ile ayrılıp Milena’nın da boşanmasını ister fakat bu isteği Milena tarafından gerçekleşmez. Bunun üzerine Kafka Milena’ya defterler dolusu günlüklerini verip bu ilişkiyi bitirir. Milena’nın ne kadar özel olduğunu, Kafka yaşarken günlüğünü okuyabilen tek kadın olmasından anlayabiliriz.

8- Son Sevgili; Dora Diamant

Milena’yla ayrılıklarının üzerinden bir ay geçtikten sonra Kafka, Yahudilik üzerine yazılar yazan Dora Diamant ile tanışır. Milena’dan daha genç ve güzel olan Dora ile kısa süre içinde aynı evde yaşamaya başlarlar. Bu sefer hayatlarında ikinci şahıslar yok ama büyük bir sorunları vardır; 2. Dünya savaşı döneminde oldukları için büyük bir yoksulluk içinde yaşarlar. Kaçak, kimseye görünmeden, açlık içinde geçirdikleri bu dönemde Kafka yaşam savaşı vermeye başlar…

9-Sonsuzluğa adım…

1917 yılında ağzından kan gelmesinin ardından Kafka’ya akciğer kanseri teşhisi konur. 1918 yılında yakalandığı griple boğazına kadar inen kanser, konuşma yetisini de elinden alır. Bunun üzerine hastaneye kaldırılır ve son altı haftasını sanatoryumda geçirir.  3 Haziran 1924 tarihinde hayata gözlerini yumar.

10- Max Brod’a sonsuz minnet

Kafka dostu Max Brod’a ölümünün ardından eserlerini yakmasını söylemiştir. Bunun altında yatan sebebin, Kafka’nın en büyük sorunu olan özgüven eksikliği olduğunu söylemek pek de yanlış olmaz. O hayatta kaldığını anlayabilmek için yazan, yani sadece yazan, yazdıklarının hiçbir işe yaramadığını düşünen biriydi. Neyse ki Max Brod bu isteğini gerçekleştirmemiş, yazılarını yayımlatmış ve bizlerle buluşmasını sağlamış. Max Brod’a sonsuz minnet…

 

 

Paylaş.

About Author

Leave A Reply