Kelebekler Filmi Suzan’ı vs Marla Singer | Sinemanyak

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Ne yalan söyleyeyim, herkes öyle ”Ay mutlaka git bak çok güzel film” falan demedi bana. Çevrem mi zevksiz, yoksa zaten ilgilisini yakalayan bir film miydi bilmiyorum. Sadece zevkine güvendiğim bir arkadaşım ”Kaçırmamalısın, Tolga Karaçelik bu.” dedi,  ben de aldım bileti girdim sinemaya. 

Ya hu bizim yerli sinemada son günlerde kara mizahlı, ironili işler yükselişe mi geçti bana mı öyle geliyor? ”Helal olsun.” diyerek çıktım sinemadan. Sinemaya dair benim gibi löm löm yazmayanlar, bu işlerden anlayan ağbiler ablalar ne der bilmem ama ben Onur Ünlü filmlerinden çok eskiden aldığım tadı aldım bu filmden. Önce kekremsi bir olağanüstülük tadı sarıyor sizi, fakat çiğnemeye devam edince realizmin nefis keskinliğiyle karşılaşıyorsunuz. Absürtlükle gerçekliğin iç içe birbiriyle dans ettiği bir film Kelebekler. Tam romantik (akım olarak :/ ) bir şeyler başlıyor ve beklentilerinizi bu yöne çeviriyor, ama öyle bir şey oluyor ki ne beklediğiniz şey var elinizde ne de ters köşe olsun diye yamalanmış eğreti bir şey. ‘E çok mantıklı…” diyerek hayranlıkla kalıyorsunuz.

İzleyenler genelde Kelebekler için, samimi diyor.  Samimiyetin ilk sebebi bence sizde uyanması hedeflenen duygulara giden yolda yukarıda bahsettiğim ritimde ilerliyor olması. Olağanüstülüklerin mizahi tarafıyla sizi eğlendirirken, realizmle ayaklar yerden ancak zıplıyorsak kesiliyor. Bu bağlamda hem duygusal hem de mental olarak doyarak çıkıyorsunuz filmden.

Suzan vs Marla Singer

 

Bunu okuyunca Tolga Karaçelik ‘O kadar yazdık ulan gelen yorum bu?” diye kızar gibi hissettim başlığı atarken ama okumayacağını varsayıyorum ehehe. Suzan’ın posterdeki pozunu görünce aklıma direkt Fight Club’ın Marla Singer‘ı geldi. ”Öff’ dedim ”Yerli Marla karizması kasılmış’‘ Filme girdiğimde önce 180 derecelik bir hareketle ”Alakası yokmuş yea.” dedim. Ama sonra fark ettim de ortada karakter araklama yok ama büsbütün alakasızlar diye de kestirip atamıyoruz. Sakin olun Sinemanyak açıklıyor mevzuyu;

Kişilik olarak farklılar Marla ve Suzan. Ama Marla Singer artık Chuck Palahniuk ağbimizin zamanında yazdığı kişiliğin çok ötesinde popüler bir ikon halinde ve kişiliğinde olan veya olmayan bir çok kavramı zihinlerde temsil ediyor.  Suzan ise sanki Marla’nın bohem triplerine, ‘‘çok acı çektim ama güçlü, özgür ve cesur bir kadınım” havalarına ağzının kenarıyla umursamazca ”Sen ne diyosun ya?” diyor gibi.  Zihnimdeki Suzan bence Marla’yla karşı karşıya gelse ona ‘‘O işler gerçekte öyle olmaz kızım, özgür olmak da mücadeleci olmak da ancak filmlerde senin dediğin gibi. Gerçekten cesur ve mücadeleci olmak neymiş görmek istersen benim hayatıma bak sürtük.” der ve Marla‘ya ağzının payını verirdi bence. Bu yüzden bence Suzan, Marla ve temsil ettiği şeylere ”ayaklarınız yere bassın ulan.” diyen bir kadın karakter olarak kodlandı bende. Diğer karakterlere gelirsek; güzeller ya tamam hızlı geçin oraları Suzan abladan sonra çok bahsedesim yok onlardan.

Filme dair sevmediğim tek şeyse köy ortamıydı. Belki filmin kendisini değil bende yarattığı halini merkeze aldığım içindir bilmiyorum köyün ortamı pek içime sinmedi. Serkan Keskin‘in başını çektiği tuhaf olaylar silsilesi de buna dahil, kendimi olayların arasında hissedemedim izlerken bu yüzden hiç köy karmaşası görmesem daha temiz bir film izlermişim gibi hissettim.

Siz filme gittiniz mi, ne açıdan sevdiniz ne açıdan sevmediniz? Yazarsanız okurum, çok da memnun olurum.

 

 

 

Paylaş.

About Author

Leave A Reply