Kaz Dağları Serüveni | 1. Bölüm

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Merhaba keşif ve doğa sever Kafa Kampüs takipçileri!

Sonunda ilk yazımı yazma fırsatı buldum gezmekten 🙂 Tabi bunlar hep sizler için. Şimdi size etkileyici ve samimi doğası, efsaneleri, temiz ve huzurlu havasıyla gezdiğim Kaz Dağları’ndan bahsedeceğim. Son birkaç senedir herkes böyle güzel yerler keşfedip, şehrin gürültüsünden kaçmaya çalışıyor çünkü.

Tabi böyle doğa harikası yerleri de olduğu gibi bırakacaklarını temenni etmek istiyorum!

Çanakkale ve Balıkesir arasında uzanan Kaz Dağları’nı gezmek için en az 5 gününüzü ayırmanızı tavsiye ederim. Keşfedilip hikayeleri öğrenilecek yerlerle dolu çünkü. Antik dönemlerden bu yana pek çok efsaneye konu olan ve İda Dağı olarak da bilinen Kazdağları, Tanrıların armağanı olarak tasvir edilen tam bir doğa harikası.

kaz dağları ile ilgili görsel sonucu

Homeros İlyada adlı eserinde Kazdağları’ndan bol pınarlı vahşi hayvanların anası olarak söz etmiş. Afrodit, Hera ve Athena’nın katıldıkları, Truva Savaşı’na yol açan o meşhur güzellik burada yapıldı. Zeus burada doğdu, tanrılar Truva Savaşı’nı buradan izledi ve karısı Hera ile bu dağda evlendi. Troya Savaşı’nın baş aktörlerinden Paris bu dağlarda çobanlık yaparmış. Nuh’un gemisinin İda’da olduğunu söyleyenler de var. Sarıkız efsanesi ise bugün hala dilden dile dolaşıyor.

Truva Savaşı nasıl çıktı?

Zeus, düzenlediği bir toplantıya tanrıça Eris’i çağırmaz. Bunun üzerine Eris, toplantıya altın bir elma gönderir ve bunun en güzel tanrıçaya verilmesini ister. Athena, Hera ve Afrodit altın elmanın kime verilmesi gerektiği konusunda anlaşmazlığa düşünce Zeus, tanrıçaları Paris’e gönderir ve en güzel tanrıçayı Paris’in seçmesini ister. Afrodit, Paris’e kendisine eş olacak en güzel kadını (Helen) bulacağını vaat eder ve Helen’i Paris’e aşık eder. Paris, altın elmayı Afrodit’e verir. Paris, Sparta’yı ziyaretinde Helen’e âşık olur ve iki âşık birlikte Truva’ya dönerler. Helen evlidir ve bu durum bir savaşı başlatmış olur.

Bu bölgede gezmek, konaklamak, yemek yemek ve sohbet etmek için de huzur kokan köyler var. Maalesef hepsini ziyaret etme fırsatı bulamadık ama en az bulunduğumuz köyler kadar harika olduğuna şüphem yok 🙂 Kaz Dağları’nın köyleri; Yeşilyurt, Adatepe, Nusratlı, Zeytinli, Tahtakuşlar, Mehmetalan, Küçükçetmi, Beyoba, Eskigüre, Kıraçoba, Çamlıbel, Arıklı, Kızılkeçili, Kavurmacılar, Behramkale ve Altınoluk Köyleri ve niceleri.

 

yeşilyurt köyü

Kaldığımız köylerden biri olan Yeşilyurt Köyü diğerlerine göre biraz daha turistlere açılmış durumda. Otantik taş evleri, butik otelleri, binbir renk çiçeklerle süslü arnavut kaldırımı taş sokakları, çam ve zeytin ağaçlarıyla ile dışarıdan gelen ve orada uzunca süre konaklayanlara ‘İstanbullular’ diye hitap ettiği sıcacık samimi  yerli halkıyla insana iyiki gelmişim dedirtiyor bu köy. 🙂

Kızılkeçili Köyü ise sadece köy meydanındaki  850 yıllık anıt çınarı görmek için bile gidilebilecek bir yer. Bizde öyle yaptık bi gördük döndük 🙂 Köyün daha uzanan yamaçları çok dik değil, içindeki trekking yada yürüyüş yapmaya çok müsait olan mis kokulu ormanını bi dolaşmadan da dönmeyin derim ben.  Köy meydanına  indiğinizde soluklanırken tadı damağınızda kalacak bir gözlemeci varki… Ne siz sorun ne ben söyleyeyim 😀

Kızılkeçili Köyü, Kazdaglari-Gorulecek-Yerler

 

Evettt hazır gözleme falan demişken acıktık da sanırım 😀 Yazıyı da çok uzatmamış olup kalan maceralarımı yazının ikinci bölümüne saklıyorum. Siz de bu arada merak ettiğiniz, ayrıntılarını öğrenmek istediğiniz yerleri yorumlara bırakırsanız ikinci bölümde hem onları cevaplar hem de diğer yerleri sizlere anlatmış olurum. Sağlıcakla kalın 🙂

Paylaş.

About Author

Leave A Reply