George Orwell – 1984 | Part II: Film İncelemesi

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Duygularımızı yeteri kadar ifade edemediğimiz günümüzde içimizdeki ağırlığı kaldırabilmek için yaptığımız bazı aktiviteler var. Bunlardan biri de şüphesiz ki izlediğimiz filmlerdeki, dizilerdeki hissiyatları yaşamak. Ağlamak, gülmek, bazı heyecanları tatmak için ise iyi bir film çoğu zaman doğru bir seçim olabiliyor. Bugünkü yazımda günümüz gerçeklerini 1949’da yayımladığı kitabıyla ortaya koyan George Orwell’ın 1984’ünün aynı isimle çekilen filmini inceleyeceğim.

3.Dünya Savaşı’nın henüz sonlandığı dönemde dünyanın en büyük devleti olan Okyanusya kimine göre tam bir korku imparatorluğudur. Kimine göre deme nedenim ise her devlette ve her dönemde mutlaka bulunan, zamanın diktatörüne sevgiyle bağlı olan bir kitlenin bulunmasıdır. İnsan iradesinin göz ardı edilip, ağır şartlar ile yönetilen bu ülkede maddi ve manevi isteklerin çoğu yok sayılmaktadır. En azından kitap bize bunu sarsıcı bir şekilde yaşatmıştır. Michael Radford tarafından senaryolaştırılıp, yönetilen filmde ise bu akış yeterince hissedilememiş, bana göre seyirciye eksik aktarılmıştır.

Kitap 1949’da yayınlanmış olsa da filmin vizyona çıkış yılı ilginç bir şekilde 1984’tür. Film senaryolaştırılırken Radford seçim haklarını çok yanlış yerde kullanmış ve kitabı okumadan izleyenler için başarılı bir yapıt ortaya çıkaramamıştır. Seçim şeklini özetleyecek olursak film, kitabı okuyup izleyenler için vasat; kitabı okumadan izleyenler için ise başarısız ve anlaşılmaz bir eserdir. Benim film hakkındaki en büyük endişem ise kitabı okumadan izleyenler için kitabın kalitesini düşük gösterecek olmasıdır. Aldanmayınız, okuyunuz efendim!

Filmin en büyük eksilerinden bir başkası ise kitaptaki dünyayı, yaşanılanları kişilerin hayatlarına tesirini yeterince yansıtamamış olması. Her saniye izlenmek, yönetilmek, yapılanların bireysel iradeden yoksun bir şekilde gerçekleşiyor oluşunun verdiği ağırlık, duygusal yorgunluk hatta toplum içindeki iletişime yansıyış şekli öylesine yüzeysel anlatılmış ki o kasveti siz hissedemiyorsunuz. Günümüzde de çoğu devletin uyguladığı bu yüzeysellik politikasına 1984 filmi bu konuda güzel bir örnek olabilir. Yaşanılanlar ağır olsa da yansıtılması ve dayatması çok hafif, masumca ve yeri geldiğinde ise haklı bir gururla veriliyor.

Film hakkındaki tek olumlu düşüncem ise oyuncu seçimleri. Kitabı okurken aklımda canlandırıp, hayalini kurduğum karakterlerle oyuncular neredeyse birebir aynılar. Oyuncuların seçilmesine bakacak olursak kitaptaki karakterlerin en azından bu konuda özümsendiğini düşünüyorum.

  • İstanbul Film Festivali’nin ilk Altın Lale’sini kazanan 1984, her ne kadar kitabın hakkını verememiş olsa da film severlerin duygusal yoğunluk sebebiyle dikkatini çeken bir eser olmuştur. Yazımı Roosevelt ile bitirmek istiyorum. Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır. Işığınız bol olsun!
Paylaş.

Leave A Reply