Bir Gezginin Kaleminden | İznik

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

İznik Gezisi

Belediyenin düzenlediği kültür gezilerinden biri. Daha önce de katıldığım için bazı simaları tanıyorum. Özellikle gençleri arıyor gözlerim. Geneli kadın olan bu grupta erkek sayısı az. Otobüsü bekliyoruz. Gelenlere bakıyorum. Kiminle yolculuk ettiğin önemli ? Vaktinden geç gelen otobüse doluşuyoruz. Az önce yeşil bluzuna gözüm takılan kız da önümüze oturuyor. Koltukların dolmasıyla yolculuk başlıyor.

Şoför kendisinden müzik isteyenlere “Erik dalı” ile Ankara havası estiriyor. Arkadaki teyzeler sürekli konuşuyor. Bir kaç kız kalkıp oynamaya başlıyor.

Zeytin ağaçlarıyla dolu bir yerde kahvaltı ediyoruz. Ardından Kırgızlar Türbesi‘ne gidiyoruz. Sonra İznik‘in meşhur kapılarından biri Yenişehir Kapısı‘na geçiyoruz. Buradaki taşlar Bizans Dönemine ait. İznik‘te dolaşırken gözüme takılan bir şey de evlerin kapı numaralarının çinili olması. Çinisi meşhur olan bir yer için pek şaşılacak bir durum olmasa da çöp kutularında bile benzer desenleri görmek çok güzel.

Yeşil Cami ziyaretinden sonra İstanbul Kapısı’na benzer bir girişi olan Nilüfer Hatun Çini Çarşısı‘na varıyoruz. Burada hediyelik eşyalar,  takılar var. Bir ağaç gölgesinde kalan masaya oturuyoruz. Sonrasında Roma Dönemi’nde ibadethane olarak kullanılmış Orhan Gazi zamanında camiye dönüştürülmüş Ayasofya Cami’ne gidiyoruz. İçerisi kilise ve caminin birbiriyle kucaklaştığı bir yer. Lahit mezar bir tarafta namaz kılanlar başka bir tarafta. Camide görmeye alışık olmadığımız o hava insanı büyülüyor. Camide Kırgızlardan gelen Türkçe konuşan öğrenciler de var.

Eskiden çini fırını olarak kullanılmış şimdilerde kazı çalışması yapılan yerin karşısında hamam var. Rehberin dediğine göre burada çalışan işçiler mesai bitiminde tertemiz eve gitsin diye yapılmış hamam.

Art arda meyve ağaçlarını geçtikten sonra İznik‘in biraz dışında kalan Dikili Taş‘ı ziyaret ediyoruz. Burada yağmur yağmaya başlıyor.

Saat 3’te yemek yiyoruz. Çay da arkadan eşlik ediyor bize.

Tekrar otobüse bindiğimizde türküler söyleyerek Abdulvahap Sultan Sancaktarı’na gidiyoruz. O arada yolda harika yağlı boya tabloları görüyorum.

Tabi ki İznik Gölü’ne gidiyoruz. Suyun yakınına oturup kızlarla yakından seyrediyoruz manzarayı. Bu arada yosuna basıp kaymamla az kaldı daha da yakından seyredecektim.  Neyse sonrasında yine çay faslı başlıyor. Güneşi burada batırmak istesek de evimize dönmek zorundayız. Ama otobüsten de güneşin batışı güzel görünüyor. Bundan sonra zeytin almak isteyenler için duruyor otobüs,bir de sigara içenler için. Köy yollarından dönerken yavaş yavaş uykum da gelmeye başlıyor. Dolu dolu bir gezi oluyor herkes için. Ve tabi kafamın içinde “Erik dalı” çalıyor.

 

 

Paylaş.

About Author

Leave A Reply