Başaramadıklarımızdan Mısınız?

Whatsapp Google+ Pinterest LinkedIn Tumblr +

Son zamanlarda her yerde nasıl başarılı olduğunu, neler yaptığını anlatan yazılar görüyorum. İnternetin bu denli yaygınlaşmadığı dönemlerde yalnızca kitapçıların kişisel gelişim bölümlerinde bulabileceğimiz ya da gazete röportajlarında okuyabileceğimiz türden hikayeler aslında bunlar. Şimdi bunlar genç/üniversite sitelerinde dolaşmakta. Her gün, her yerde görebileceğimiz yazılar.

Bu denli yaygınlaştığına bakılırsa yeterince tıklanıyor da –şahsen ben tıklıyorum-. Yalan söylememeli çevremde böyle insanlar var, haklarını yiyemem. Ama bir yandan da yalnızca yaşamaya çalışan insanlar da var, mesela ben. Başarılar kadar başarısızlıkların da hayatta olduğunu göstermek amacım bu yazıda. Bizzat kendi başarısızlıklarımla. Zira bu başarı hikayeleri fazla sıkıcı olmaya başladı.

Küçüklüğüme falan girersek iş çok uzayacak, bu nedenle ben CV’ye eklenebilecek ve aynı zamanda bize yararı olabilecek şeylerdeki başarısızlıklarımdan bahsedeyim.

Lise 3.sınıf, ben münazarada yedeklerdeyim. Ortaokulda da münazara takımında olmama rağmen bu kez takıma katılmam biraz şans eseri olmuştu. Yedeklerde olduğum için yalnızca bir kez sahneye çıktım. 24 Kasım Öğretmenler Günü için ilçe kutlamasıydı. Ön sıralarda bürokrasi, Milli Eğitim Şube Müdürleri, kaymakamlar falan. Sıra bana gelince kalktım. Çok fazla tekledim. Heyecandan ölüyordum. Hayatımda ilk defa bacaklarımın titrediğini hissettim ve “Bu deyim aslında gerçekmiş lan!” dedim. İzleyenler içindeki arkadaşım –bir de miyop ve gözlüğünü takmamış- sadece kırmızı bir yuvarlaktı kafan diyor. Grup arkadaşlarımdan biri de tüm konuşmam boyunca bayılacağımı düşünüp beni tutmak için hazır beklemiş. Anlayacağınız gerilen yalnızca ben değilmişim. Sahneden indiğimde ağlamaklıydım, edebiyat öğretmenime sarılıp “Bir daha sahneye çıkmayacağım.” dedim. Uzun bir süre topluluk önünde konuşamadım. 100-150 kişiye vardığında ise hala konuşamam.

İkincisi daha ağırdı ve her şeyin de başlangıcıydı. Sadece bir hedefim vardı üniversiteye hazırlanırken. Bir üniversite. Bir bölüm. Beklenen şey oldu, ikisini de tutturamadım. Tüm lise hayatı boyunca benden daha başarısız bir arkadaşım son sene derslere asılıp benim hedefimi gerçekleştirdi, o ayrı. Liseme gittiğimde tüm hocalarım beni o üniversitede o bölümde sanıyorlardı. Bunu atlatmam yaklaşık üç ayımı falan aldı. Bu arada belki bilen olur, yeni açılan özel bir üniversiteye iyi bir liseden gelince insanın nasıl da duvara çarptığını. Tabi buna erken yaşta hayatla karşılaşmak da denebilir (Bir üniversiteden beklediğim ve sunulmayan imkanlardan sonra yaşadığım hüsranlara girmiyorum).

Üniversitedeki ilk senemde,

zaten hazırlığız, mezun olduğumuz lisede uzun dönemli bir proje yapmak istedik. Tabi o zamanlar proje demiyoruz biz, böyle havalı kelimelerimiz yok. Kültür-sanat etkinlikleri falan. Adını bulabilmek için saatlerce tartışmış, ekşideki en güzel kelimeler entrisini de yalayıp yutmuştuk. Göz bebeğimizin adını koyduktan sonra, müdürden izin de kopardık. O da okulun reklamını yapacaktı bizim üzerimizden ama iki taraf da razı olduğundan sessiz bir anlaşmaya vardık denebilir. Bir sene boyunca şairleri tanıdık, şiir yazdık, film izledik, okumasını yaptık, tartışma konuları açtık, tiyatroya ve sinemaya gittik, oturup tabu bile oynadık. İlk defa “Biz bir şey yapıyoruz.” duygusunu tattık, en azından ben. Bir daha da o duyguyu tadamadım zaten. Gönül vermek diye bir şey gerçekten var. Sonra ne mi oldu? İkinci sene müdür değişti ve bize projemizi okulda yapamayacağımızı söyledi. O, inisiyatif kullanmadan biz bir hiçtik. Bu hikaye de böyle bitti.

Diğer biten ya da başlamadan bitenlerle bir sonraki yazımda karşınızda olacağım.

Paylaş.

About Author

Leave A Reply